Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Pazar Günü Yapılası Şeyler

Posted by Yiit K. on Şub-8-2010

13 saat Dota oynamak, ve bu oyun süresince kanka ile Skype sohbeti yapmak bunlara dahildir. Öyle bir güne uyanıyorsun ki, hava bulutlu, yağdı yağacak. Sabah 4 gibi yatmışsın, eşşekler gibi uyuduğunu zannederken saat 10′da uyanıyorsun. Bakıyorsun, dün gece seninle aynı saatte yatan kanka da online. Güzel dotuldu, bu saat edildi. Evet, 13 saat!

Güzel bir hafta geçirmeyi planlıyorum. Spoiler vermek gerekirse 2 adet Almanca sınavı, bir adet büyük kayak planı, bir de sevgililer gününü St. Moritz’de geçirme planı var. Sonuncusu olursa çok bohem olacak sanırım. Ve ben kayak yapacağım için de çok heyecanlıyım.

Şimdi biraz da Almanca çalışıcam. Çok sıkıcı moddayım, zaten sıkıldığım için yazıyorum sanırım bu satırları. Sıkıntımı paylaşın, bana pozitif yollayın ahali.

Pek birşey yok. Yine okuldaydım, tüm gün tabir edilen rezalet durumla. Eve geldim, Lost izleyeceğim. Ben sınavlardan çakardım Lost izleyeceğim diye, gel gör ki artık yorgunluktan izleyemiyorum. Eve gelince yemek ye ders çalış uyu pozisyonu oluyor.

Güzel planlarım var bu haftaya. Bu hafta dersim yok, 2 tane Almanca sınavım var, onları da öttürürüm yeri gelirse. İnşallah beklediğim bir misafirim var da, gelirse St. Moritz’den blog yazan ilk tanıdığım insan olacağım, bu bana baya ukalalık, götoşluk, yerine göre itlik katacak. Ordan da Davos’a gidip dünya liderleriyle toplanmayı düşünüyorum ama eski havası yok Davos’un. Van minüt diye bağıra bağıra gezsem zaten birkaç lider kaçırırım heralde.

Lostun zaten 6.00 diye bölümü var. Yani 6.01 6.02 dışında bir de prologue bölümü koymuşlar. Sağ üst köşesinde Özel Bölüm yazıyor, alttan reklam geçiyor o derece. Onu da izlemedim lan.. Ohooo bitmişim ben.

Bulaşık Tarihçesi

Posted by Yiit K. on Şub-4-2010

Öğrenci evi fenomeni mi dersin, kazık kadar adamsın öğrenci profili ardına saklanıp üşengeçliğine kılıp uyduruyosun şerrefsiz mi dersin bilmiyorum, ki şerefsiz dersen gücüm yettiğince döver, dövemezsem çevrem yettiğince dövdürürüm haberiniz ola, bulaşık dediğin birikiyor arkadaş. Ama bugün daha güzel birşey farkettim ki, bulaşık gerçekten ağaç gibi yıllanarak birikiyor. Hani ağacı kesip halkasını sayınca yaşını anlarsın ya, ki çok ironik birşeydir, birşeyin yaşını anlamak için ömrünü bitirmek nasıl da saçma, “oha babayın kemii, 6200 yaşındaymış, ama kestik =(” tarzı tiksinç yaklaşımları bilime botaniye sığdıramıyorum, bulaşığın da yaşını gün olaraktan hesaplamakta kullanılacak bir yol buldum. Yediğin yemekten bağımsız olarak, üzerinde en fazla sos vs bulunan tabak en yaşlısı arkadaş.

Genelde aynı şeyleri yiyorum burada. Ya bol soslu makarna, ya bol sos konmuş fondümsü karışım, ya bol sos konmuş peynir eritilmiş karides falan. Yani kesin bol peynir ve sos oluyor yemekte. O sebepten artıklar da benzer oluyor. Yani birgün haşlanmış karnıbahar, öbür gün cheddar soslu biftek yemiyorum. Sorun basit: tabak sayısı sınırlı. İlk zamanlarda “ohoo tabak gani” diye kirli bırakıyorsun tabağı, sonra “lan ekmekle sıyırıyım, hem leziz, hem de bulaşık kolay” diyorsun. Eğer 5 6 gün bulaşık yıkamazsan da direk bitiyor stok. E eve gelmişsin, açsın, gözün dönüyor, yemeği atıyorsun, bakıyorsun tabaklar pert. Ee napıyorsun, en temizinin üzerine koyuyorsun. İlk 2 zaten bohem kullanış yüzünden kullanılamaz halde, bunun üstüne bir 3 4 gün daha devam ederse yıkamama, ki ediyor, ki iğrencim, rotasyon 2 oluyor. En sonunda, 2 haftalık bir leşlik periyodundan sonra üst üste yığılmış tabaklar sürüsüne bakıyorsun, belki şanslıysan mutfak biraz biraz kokmaya bile başlıyor, ve bulaşığa girişiyorsun. Kaldırdığın her bir tabak, üsttekinden biraz daha pis oluyor tabi.

Neyse. Frosch mudur nedir, ebleh kurbaanın deterjanını basıyorsun sıcak su dolu mutfak küveti midir nedir oraya, herşey pırıl pırıl. Eller temizlikçi eli oluyor, belin bile ağrıyabilir benim gibi alakasızsan bu işlere, ama sonunda yeniden yemek yiyebiliyorsun “lan krema bu, 8 gün oldu, bakteri fena olmuştur, zehirlenir miyim acabağğ” diye düşünmeden.

Cumartesiye Kadar Pertim

Posted by Yiit K. on Şub-4-2010

Cumartesi günü dahil olmak üzere günde 10 saat okul koyan zihniyete koyayım. Daha uzatasım yok şu lafı, zira enerjim yok, gidip bayılazaam.

Cumartesiye kadar bahsedecek 2 3 konu bulurum ama, heralde, inşallah. Mesela sikko salataya 17 frank verince restoranda kavga çıkaran MBA öğrencisinin dramı az sora bloglarda !

Hani biri vardır, dünya tatlısı, iyi niyetlidir. Yardım isteseniz eder, surat yapmaz, görünce selamdan sabahtan sakınmazsınız. Ama gel gör ki, sıkıcıdır bu adam arkadaş! Dünyanın en bayık, en alakasız konusunu açar, sanki Playboy Mansion’da geçirdiği haftasonunu anlatır gibi uzun uzadıya anlatır. Kesemezsin de, bilirsin ki kesersen küsecek. E sıkıcı bi adam olduğundan çok kanka da değilsindir, olamazsın zira ömrün elvermez, e çok kanka olmadığın için “e bi sus be adam ne kafa sevdin” de diyemezsin. Böyle uzar gider.

İsveçli bir arkadaş, isin orda herkesin soyadı Erickson mu denince yaklaşık 15 dakika süren bir soyadı tarihçesi anlattı, soyadı kanunu falan dahil buna. Ama bunu İsveçlilere sınırlı tutmayalım, kafamızı sevmek her millete mal olabilecek bir hareket. Hatta buna benzer bir Family Guy karakteri bile var, bakınız ki adı Buzz Killington.

Paylaşıyım istedim. Muck.

Temizlik

Posted by Yiit K. on Oca-31-2010

Evi temizliyim dedim arkadaş. Ne pis birşey yahu! Hani hakikaten pis, 50 metrekare evden 3 torba çöp çıkmaz di mi? Hani biraz daha yaşlı, emekli memur falan birşey olsam, çöp evde bulurlar beni, böyle gazete bloklarını bokla sıvarım, ev içinde kerpiç ev yaparım.

Neden böyle bir giriş yaptım? Zira tüketici değil üretici bir pazar günü geçirmek isteğiyle kalktım. Sabah, heryer kar, fakat hava günlük güneşlikti. Dedim bir mail bakar, iki farmville oynar spora giderim. Abartmıyorum, 40 dakikada o beni yatakta uyutmayan güneş gitti, yerine tipi geldi. Dedim madem uyandım, hadi birşeyler yapalım. Ders yaptım, üzerine evi temizledim, ve resmen akşam oldu.

Sizinle paylaşmak istedim. Aslında sizden ziyade, gelecekteki benle paylaşıyorum bunları. Mesela 10 sene sonra, 20′li yaşlardaki Yiit napıyordu diye buraları açıp okurum diye düşünüyorum. O yüzden gittiğimi yaptığımı yazdığım kadar, yapmadığımı da yazıyorum ki, tüüh eşşek herif, güzelim pazarı eve mi gömdün diye kendi yüzüme tüküreyim. Sonra da hatırlıyım ki buralarda pazar günü kiliseye gitmek dışında çok enteresan bir aktivite yok.

Şimdilik çüüzz. Ha yarın da tatil, bu gece bir film izler uyurum diye düşünüyorum. Bayıldığım şey, kalkma heyecanı telaşı olmadan yaydıra yaydıra boş beleş gece geçirmek zaten.

Plants Vs. Zombies

Posted by Yiit K. on Oca-30-2010

Bu aralar, boş vaktimin fazlalığı, dışarıdaki karın hayvaniliği ve dersler yüzünden ev insanı oldum. Ev insanı olmanın getirdiği şeylerden biri de, takdir edersiniz ki oyun oynama sevdası. Eski aşk Dota başta olmak üzere, birkaç yeni sevdaya düştüm. Bunlardan en acaip yaratıcı, ve kolay ulaşılabilir olanını size aktarmayı da bir şeref, bir görev, bir hööyk bilirim.

Plants Vs. Zombies, Bejeweled gibi Facebook’ta fenomen olmuş oyunları üreten Popcap Games’in bir bombası. Level dergisinin 95 puan falan verdiği yarmış bir oyun kendisi. Oyunun mevzuu, bahçenizi aşıp, evinize gelip beyninizi yemek isteyen zombilerden korunmak için bahçenize bitkiler dikmeniz. Bu bitkiler, zombilere bezelye atmaktan tutun kendilerini komple yutmaya varan hareketler yapıyorlar. Oyun ACCAİP eğlenceli, grafikler çok tatlı, ve espiriler şahane. Zombiler arada mektup atıyor, akşama yemeğe gelicez, kola getiriyoruz, beyinleri hazır edin tarzı, resmen kıkırdıyor insan.

İçindeki çocuğu zombilerle beslemek isteyenlere, bilgisayar karşısında sıkılıp birkaç saatini geçirmek isteyenlere, “abi bi oyun ver, bikaç gün kitlesin beni, çok keyif alıyım” diyenlere itinayla tavsiye edilir.

Bu güzide oyunu temin edebileceğiniz adres: http://www.popcap.com/games/pvz/ . Parasız oynamak istiyorum diyenler için, torrent sitelerinde, içinde cracki olan versiyonları varmış sanırım, ama ben öyle şey yapmam, hukuka saygım sonsuz, Popcap Games avukatlarına da selam ederim.

Dün yazacaktım bunu, ancak nassı zor geldi nassı zor geldi, eve geldim, Al Bundy gibi çöktüm koltuğa, ama TV izlemek yerine DOTA oynadım. Bir de basiretsizlik, 5 oyun atıp birini zor aldık, onda da sinir krizi geçirecektik zaten. Neyse, Skype ile dota attığımız maceralar başka bir güne. Bugünkü konumuz kar.

Kar, havadan yağan, katkısız ve aromasız dondurmaya verilen ad. Külah olarak da yağabiliyor, çatılardan düşüyor falan, ama lezzetli değil, can alıyor. Dün sabah 6 sularında başlayan kar, akşama kadar devam etti. Bugün de sabah biraz atıştırdı, ve şu anda hava -9 derece civarında takılmakta. Yarından itibaren de, 2 3 gün kesintisiz yağacak şekilde başlayacağını söylüyor meteoroloji.

Hayatı boyunca İzmir’de yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim ki KAR İS AVVSIM! Şahane birşey ya. Böyle derdin tasan bir kenarda kalıyor, büyülü bir ortam oluyor, hele çok yağan taze kar ne deli güzellikte birşeymiş ya! 100 dolarları pipet yapıp burnuma çekicem, o kadar güzel bir görüntü. Yukarıdaki resimler de, saat 10 küsür civarlarında çekildiler, yani 5 saatlik falan kar etkisi.

Sevgilim anam eşim dostum gelse de bi kayak yapmayı öğrensem beah!

Skype Candan Öte

Posted by Yiit K. on Oca-25-2010

Gavur ellerde insan arkadaşla, eşle dostla görüşmek istiyor. Aranmak, aramak istiyor. Hadi gözünü karartıp 2 3 sen aradın, konuştun, ses duydun. Elalem göt olmuş arkadaş, aramaz, burda türksel avea parası verir arar, ama yurtdışı sanki çok pahalı gibi aramazlar. Canları sağolsun, taş yerinde ağır, elalem dışarlara gitti mi ben ararım, ayrı mesele. Ama herkes ben değil. Dediğim gibi alem göt olmuş aga.

Allahtan Skype gibi birşey var, ki kodlarına tapasım, interface ini yiyesim gelir öyle güzel. Gavur ellere düşen nice arkadaş da deli gibi bu programa düşüyor. Geçen bir İzmir bir Amerika bir de bendenizi katarak konuşma yaptık da, gerçekten beleş olmasının verdiği etkiyle de, ses billur gibi geliyor arkadaş! Cuma akşamı rakılı skype toplantısı yapma kararı aldık, artık ne ayak yapar da cayarız ondan Allah biliyor tabi.

Ha bu arada sevgiliyi yolladım İstanbula. İşin garip tarafı, soğuk ama güneşli bir İsviçre’den sonra kardan yolları kapanmış bir İstanbul’a gidiyor. Yarın da burada hava -9 civarıda düşecekmiş. Bu kızda bi iş var ama çıkaramadım…

Gözlerinizden öper, hayırlı günler dilerim.

Cumartesi Cumartesi Okula Gitmek

Posted by Yiit K. on Oca-24-2010

Ben devlet üniversitesinde okudum. Devlet üniversitesinde, bırak haftasonu okulda ders olmasını, genelde derslikler falan bile açık olmaz. Baya kapı kilitlidir, sınıfta defterin kalırsa sıçtığının resmidir yani. Özelde okuyan arkadaşlarımın “off yeaa bu cumartesi akşam 6ya sınav koymuşlar” laflarını hep dalga geçme aracı olarak kullandım. Tefe koydum, taşşak geçtim, sınavlara girilmeden 10 dakika önce Sir Winston’da çay içiyorum diye mesaj attım. Darısı başımaymış.

Seçmeliler bloklar halinde alınıyor. Evet, resmen blok halinde alıyoruz seçmelileri. Pazartesi cumartesi arası 5-6 gün, 4er seans halinde kütür kütür bir sömestırın çalışması yükleniyor bize. Bana koyan, yoğunluk değil, cumartesi.

Nefret ediyorum lan! Hani bir de Mörfi kuralları vardır, abimiz ne demiş, bir iş ters gidecekse gider aga! Cumartesi akşam 5′e kadar dersim var ya, hava günlük güneşlik. Bildiğin masmavi ama. Resmen camdan dışarı bakıp “meehhh…” diye hayal kuruyor insan. Sonra aklına verdiği para falan geliyor da derse direk kurt gibi konsantre oluyor. Para yaman birşey.

Bugün pazar. Tatil. Hava bulutlu. Meeeh…..