Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for Mayıs, 2009

alacati-1alacati-2alacati-3

Aman yani daha kasış başlıklar bulabilir miyim bilmiyorum ama inanın deneyeceğim. Başlıklarım okunurken iskeleden günbatımına bakan, saçları ve pardösüsü rüzgarda savrulan gizemli adam tadı yakalatmak istiyorum sizlere. Herneyse. Cool başlığımdan anladığınız üzere bugün günübirlik bir Çeşme seyahati yaptım. Detaylara geçelim.

Öncelikle Kabadayı kardeşimin dediği gibi, cumartesi gecesi İzmir’de pinekleyip pazar öğleden sonra Çeşme’ye gitmek aslında ebleh bir davranış, elle tutulacak yanı yok. Ancak evde tadilat vs. işler olduğundan babamı ve yardımcıyı götürmem gerekiyordu. Ben de kendimi şöför gibi hissetmemek için plana ufak bir detour kattım (coolluğa coolluk katmak için ara sıra yabancı kelimeler ekleyeceğim. Bilin ki kültürlü bir blog burası. Ama aynı zamanda despot bir blog, yok anlamı o değil, yok bık bık diyenlerin yorumlarını YAKARIM!). Yanıma katılmayı kabul eden çilekeş kanka MeGu ile Çeşme yollarında düştük. Hava güzel, kızlar güzel, jantlar da idare ederdi. Öncelikle çağlardan beri süregelen korkunç bir soruya yanıt vermek durumunda kaldık: Ne yiyeceğiz! Doruk Döner’in iğrenç bir dükkanı olması sebebiyle Dost Pide’ye oturduk. Kesinlikle tuzsuz ve alelade lezzette pidelere nahoş paralar verince, Dost Pide’nin aslında paramız olmasa dostumuz olmayacağını tecrübe ettik. Tanju Okan ruhun şad olsun.

Tatminsiz bir yemekten sonra 3 dükkan yandaki dondurmacıya gitmek için Alaçatı yolunu tercih ettim. Alaçatı’ya varınca da gezmek görmek lazım diyerek vurduk kendimizi beyaz evler arasındaki dar sokaklara. 3 5 tur sonrası 15 Eylül Kıraathanesi’ne çöktük. Gidenler bilir, adına aldanmamak lazım, zira ilk defa bir kıraathanede puro keseceği ve küllükleri gördüm. Birer Türk kahvesi, birer Black label ve hoş kalitede 2 puro sonrası Alaçatı’da güneş batmıştı bizim için (alegorik anlatımlar). Özet olarak MeGu ile zürafa günü tabir ettiğimiz bir gün daha geçirmiş olduk. Para harcandı, yemek yenildi, içildi ve amaçsızlık temalı saatler geçirildi. Oldukça keyifliydi ama. En kötü günümüz böyle olsun diye nokta koyduk hatta.

Kısa izlenimler:

1 – Alaçatı her zamanki gibi ortalamanın ziyadesiyle üstü fiyatlarıyla İstanbul ve İzmir sosyetesinin Çeşme’deki gözdesi olacak. Bu magazinsel anlatım. Gerçek anlatım ise iyi sokuyolar, göze alan gitsin dar sokakların sokan butik işletmelerine.

2- Özellikle hoşuma giden şey nüfus yoğunluğu oldu. Daha yazın iğrenç kalabalığı çökmemiş, sokaklar yürünmez, yollar park edilmez hale gelmemiş, ancak boş da değil. Mekanlar oldukça dolu, ama yer bulunuyor. Sokaklar kalabalık, ama rahat rahat yürünüyor. Şahane.

3- Dost Pide’de Şahan vardı. Biz bayan kız kesmekten (yani ben kestim, MeGu kesmez Yenge) kendisini görmedik ki bir grup kız çıkışta “Uiii Şahan var resim çektirmem lazıımmm” tarzı delirene kadar. Kendisi turuncu giyinmiş, ya şort ya gömlek, aklımda kalmadı hangisi. Ayrıca gerçekten iri adam. Kafa da kelimsiydi, tanınmamak için takla atmakta sanırım. Tanımadım da. Mutlu musun!

4- 15 Eylül Kıraathanesi güzel bir yer. Servis iyi, garsonlar süper, garson kızlar çok hoş. Puro keseceği olması beni benden aldı. Ukala ve ufak bir detay tabi bu, ama nice mekanlarda ekmek bıçağıyla puro kestirdikten sonra o garip sünnetçimsi aygıt insana güzel geliyor. “Mövempik” dondurma servisi yazan, “mövenpik bi kere o” diye kankayla konuşurken arkada bitip” taypo o, tamam, yanlış” tarzı üste çöken, ama sonra hoş sohbet yapıp arayı yumuşatan bir de işletmecisi var. Abicim selamlar, ama 10 sayfayı baştan yazdır benim gibi ukalaları çekme değil mi?

5- Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüyorum. Yaşıt ve karşı cinsler msn e gelsin.

Rakı Ve Silah Arkadaşları

Posted by Yiit K. on May-31-2009

raki-1

Ayıptır söylemesi MeGu, Yenge, Yengenin kuzen ve J ile bir Kordon sefası yapalım dedik. Alican denen muazzam ciğerci mekanına çöktük. Abimiz envayi çeşit mezenin yanı sıra yaprak ciğer disiplininde muazzam bir ana yemeğe sahip. Köftesi vesairesi de muhteşem, herşeyi süper, Alican abi bizi seeeevv.

Varacağım noktaya varayım inceden. Şarabın yanında peynir, viskinin yanında çikolata, şampanyanın yanında çilek veya havyar. Yani her içkinin bir kankası var. Rakı ise maşallah 7 kocalı hürmüz. Rakının yanında ne gider diye anket açsam “100 kişiye sorduk” şeklinde, eminim çok yakın birçok cevap çıkar. Klasik cevap beyaz peynirdir, ancak ben tek dilim peynirle takır takır rakı deviren adamdan korkarım arkadaş. O adam sebatkardır, bir soğan kırar onunla da bir ufak içer, sınırda alkoliktir gözümde. Şahsen ben rakının yanında beyaz peynir, kavun ve acılı şalgam suyunu kesinlikle arıyorum. Ha bunların yanında yüz tane daha acaip şey söylemiyor muyum, tabi söyleyeceğim arsızlık güzel birşey.

Enteresan birşey gibi gelmiştir bana hep. Sırf ben miyim bunu düşünen diye Google Abi’ye sorayım dedim. Rakı yazıp görsel aradığınızda mezeler manzaralar manyak manyak 70 tane resim çıkıyor. Viski yazınca ise sadece viski. Denemesi bedava (cidden bedava yani, beleş, sebil).

Daha tabi bunun müziği var. Rakı içerken dinlenen bir Müzeyyen Senar olsun, bir Zeki Müren olsun, yerine göre bir İbrahim Tatlıses, ne bileyim bir Metallica olsun (ya da olmasın sonuncusu, mesela Hande Yener falan da olmasın) olayı tadından yenmez bir tecrübeye dönüştürebiliyor. Böylesine derin bir kültüre sahip bir içkinin “hakkını vererek” içmenin verdiği tatmin de oldukça farklı olabiliyor.

Son not olarak, Kordon’daki Balık Pişiricisi yerlerden birini Unakıtan Ailesi almış diyorlar. Gavur İzmir’e rakı balık satacak kadar gözleri açıldıysa bunların vay haline. Mısır falan kesmedi sanırım, hadi hayırlısı.

Ufak Atışlar

Posted by Yiit K. on May-29-2009

Günlük tutuyorsan günlük yazı yazacaksın evladım diyorum kendime. Ancak elle tutulur bir konu düşünemiyorum, ufak ufak atayım da civcivler okusun bari.

1- İzmir güzel ama hafif boştu akşam. Kankigil MeGu ile 3 5 tur atıp klasik yer Sir Winston’a oturduk. Artık adamlarla geyik kardeşliği kurduğumuzdan menü bile gelmiyor zaten. “Sizin frozenınız gelmiş” dedi ve bize 2 frozen attı. Komik olansa bardağın üstüne işbu frozenların meyvelerinden azcık bolca koymasıydı. Bende komple bir kivi vardı, MeGuda ise tam dilim kavun ve yarım dilim karpuz vardı bildiğiniz bardak üstünde.

2- Herkes Çeşme yapar İzmir boş olur diyorduk. İzmir boştu ama park yerleri doluydu. İnsanlar evden mi çıkmıyor ne…

3- Geçen gece eve dönerken benimle kapışan bir Şahin refüje patladı, ki ben adamla kapışmıyordum bile. Görürseniz sorun, keyifle anlatayım, güzel bir hikaye.

4- Blog açarkene “nasolsa hergün bi atraksiyon var, yazacak şey gani” diyordum. Hakikaten gündelik yazmaya kasınca ne pis bir olay olduğunu gördüm. Yazı işleri müdürü falan olsam sinir stresten kendimi bitiririm aga ben.

5- Aga mal bebe ve la laflarından oluşan Ankara Türkçesi’ne selamlar.

6- Vakit vakit moda olmuş seslenme stillerini düşündüm geçen arkadaşlarla. Aga, abi, bilader, kardeş, hacı, dayı, ajan, doktor, hafız tarzı uzadı gitti. Gerçekten abooo dencek laflar hatırlıyorsanız bi şeyediverin ben de hatırlıyım.

7- Bu ufak ufak yazılar olayını az evvel okuduğum http://www.diskdunya.com/ isimli blogdan yanladım. Esinlendim ya da, ne yanlıycam, Dostoyevski misin Aliihsan Efendi başımıza ! Ayrıca girin, güzel blog. Komple yazısını da yazarım yakında, yana takip ettiklerime de koyarım da beceremedim bu saatte, o kadar tekno özürlü bir vatandaşım.

8- Yatağımda köpek var. Köpeğin adı Dogican. Dogican says Ruff !

9- Hoşuma gitti bu olay. Hergün böyle yazarım ben yahu.

10- Yazıma son verirkene aklımdaki tek soru nası uyumam gerektiği. Camı kapayıp bildiğin şort tişört mü yatsam, camı açıp battaniyeye mi sarınıp yatsam… Hayatım çok zor ya… Kararımı ve sonuçlarını yarın sizlerle paylaşmak üzere.

XoXo  Yiit K.  (ciddi değilim, Manhattanlı kız hiç değilim)

Gün Geçirmek

Posted by Yiit K. on May-28-2009

Hani bi geyik vardır: Hayat size verilmiş ve harcamazsanız tükenecek bilmemkaç lira gibidir diye. Mütemadiyen e-postalara gelir bunun sunum veya resimli özlü söz hali. Her ne kadar aptallar şahı bi laf da olsa, benim yaşam felsefemde önemli bir yeri vardır. Hergün, yatarken düşününce, “bugün kendin için ne yaptın?” sorusuna en azından tek bir tatmin edici cevap vermek isterim.

Şu anda okulu, işi veya herhangi bir elle tutulacak meşgalesi olmayan halimle bile buna uygun davranmaya çalışırım. Mesela çok istekli olmasam bile görev gibi spor yapmaya giderim, faydası var zira. Ya da oturur sıkıla sıkıla Almanca çalışırım (hayır pornodan bahsetmiyorum cano). Yahut ne bileyim, sabahtan babamla kalkar iş hallederim, işime yarayacak insanlarla tanışırım vesaire. Bunların hiçbirini yapmıyorsam da, o gün gerçekten kaydadeğer güzellikte keyifli işler yapmaya çalışırım ki, en azından “görevlerimi” es geçtiğime değsin.

Ancak bazı günler, mesela bugün gibi, insanda o şevk olmuyor. Şevk olmadığı gibi, insan kendini aptal aptal şeylerle oyalayıp gününü piç edebiliyor. Mesela, sabah uykunu aldığın halde zorla daha uyursan, kötü başlangıcın temeli oluyor, zira dinleneceğine yoruluyorsun, aptal rüyalar da cabası. Uyandıktan sonraki 3 4 saat, ki en verimli saatlerdir, salak şeylerle harcanırsa da günün bittiğinin resmidir. Bu ufak şeyler birleşip tadını kaçırabiliyor ki sonrasında yaptığın şeylerden de keyif almıyorsun.

Bugün aynen bunları yapınca, üstüne de birkaç programı iptal edince neredeyse tüm gün evde kalıyordum. Çok sevdiğim bir arkadaşımın görmeyi çok istediğim bir filme davet etmesiyle zorla evden çıktım ve ucu ucuna filme yetiştim. Ama gün mal başladı ya, mal gitmek zorunda tabi. Film güzel, arkadaşlar güzel, gün de güzel ama ben bayık. Uzun bi süre konuşasım gelmedi, yediğim yemekten keyif almadım, tam olarak mala bağladım. Hatta şu anda da buraya aptal aptal şeyler yazıyorum, ısrarla okuyan varsa ciddiyim gelsin kahve falan ısmarlıyım. Beni bu halimle okuyan dinleyen, normal halimleyken çok fazla keyif alabilir sanırım.

Günün sonuna gelirken, her ne kadar gün boyu keyif aldığım şeyler yapsam da içimde bi sıkıntı var. Resmen bana verilen ve geri dönüşü olmayan yüklü bir paranın büyük kısmını geri iade ettim bugün. Yapmamak lazım, yapmamam lazım. İyi bir gün geçirmek için her imkana sahip biri, o günü tamamen bilerek ve isteyerek vasata bağlayıp geçiriyorsa bu aslında üzücü bir şey. Neyse, önümüzdeki yüklü paraları layıkıyla harcamak dileğiyle. En kötü yazım da böyle olsun…

Gitar Hiro İz Veri Nays

Posted by Yiit K. on May-28-2009

metallika

Memleket meselelerine attığım el yerel ve uluslararası kamuoyunda yankı getirdi. Karışan siyasi ortamı bir nebze yumuşatmak için birkaç lakayıt yazı yazmam lazım sanırım. Ama abimin dediği gibi yarın öbür gün gardrobumda lav silahı falan bulunursa beni anarşist karakterimle hatırlayın, Yiit adını tişörtlerde yaşatın, İzmirimin güzel kızlarının baldırlarında sarılan purolara verin naçizane ismimi.

Okuyan erkekler daha iyi anlayacaklardır. Hanginiz bir şarkının ritmine kaptırıp da havada gitar davul çalmadınız? Hanginiz sevdiğiniz bir şarkıyı anıra anıra söylemediniz? Hanginiz rock yıldızı olmak istemediniz? İşte bunları yapabilmenizi, hem de arkadaşlarınızla grup halinde çıldırabilmenizi sağlayan bir oyun var piyasada. Oyunun, daha doğrusu fenomenin adı Guitar Hero. Ve tanımlamak gerekirse, oyundan ziyade müzikal mastürbasyon olduğunu söyleyebilirim. Plastik 5 tuş, bir de nota vurma pedalıyla gitar ve bas, 4 tane plastik aksamdan oluşan davuluyla davul çalıp, gerçeğe en yakın yapılmış enstrüman olan mikrofonla da anırma görevini layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz oyunda.

Ben gibi alternatif müziği seven biriyseniz çıldırmanız işten değil. Hele ustalaşıp oyunun seviyesini arttırdıkça dünyadan kopuyor, yüzlerce notalık streak’ler çalmak için el-göz koordinasyonunu zorlamaya başlıyorsunuz ki dediğim gibi tam mastürbasyon ya ! Alınan keyif muazzam tabi. Hatta 21. yüzyıl itibariyle diyebilirim ki gitar “out”, gitar hiro “in”!

Son sözüm Metallica manyaklarına geliyor. 2.1 gibi bir ortalama getirdiğim fena boktan Orta 1 karnesinin bozduğu moral ile başlayan bir sevda bendeki Metallica sevdası. 93 yılındaki efsane konsere giden, evde Metallica kasetleri bulunduran abim sayesinde tanıştım Black albümle, hatta kaseti takınca ilk çalan şarkı Sad But True idi, ki ortalamam ve karnem dolayısıyla bozulan ruh halime uyar gibi de olmuştu. (Ki sonradan farkettiğim bir olaydır, abimin (kendisi benden 9 yaş büyük) evde dinlediği, ve benim 6-10 yaş arası maruz kaldığım müzikler sonradan favorilerim oldu. İlk dinleyişimde “aaa ben bunu biliyorum” hissi yaşadığım Metallica, Pearl Jam, Nirvana gibi grupları bilinçaltıma soktuğu için de müteşekkirim ona.) Neyse… Geçen yaz MeGu ile konserine de gittiğimden yeniden alevlenen bir aşk bu. Takdir edersiniz ki Guitar Hero: Metallica haberleri beni çıldırtır gibi olmuştu… Haa, oyun çıldırttı mı? Ufak çapta bi delilik yaşadım evet, zira çalınmıyo lan! Meğer gerçek gitarı geçtim, oyuncakta bile çalmak meşakkatliymiş o şarkıları. 6 7 saatlik yoğun bi süreç sonrası ağrıyan bilekler ve dönen kafalarla bıraktık oyunu MeGu ile. Yakında tekrar dönüp bi hesap alacağım da, an itibariyle gözüm yemiyor.

PS (Pınar Sucuk yani): 1- Hayır CL finali hakkında yazmayacağım. Boktan bi maçtı, sadece iddia basmaya üşendiğime yanarım o kadar. Fenerliyim ayrıca, iddiasız maçları seviyorum artık.   2- Linkleri direk video olarak koyabildiğim anda koyacağım. Şimdilik Facebook olayına girebilenler izleyebilir sanıyorum.

REM – The One I Love

Metallica – Unforgiven

12 Ay Askerlik Üzerine

Posted by Yiit K. on May-26-2009

BAYRAK VE ASKER

Denecek tek şey var aslında: Yapmam ki!

Kızlarımızın bilmediği, erkeklerimizin bu aralar tansiyonunu yükselten, askere gidip gelen erkeklerimizin de pis pis, neredeyse şerefsizcesine sırıtmalarına sebebiyet veren bi mevzu bu aslında. Etrafımda birsürü arkadaşım var, ebleh üniversitelerde salak bölümleri senelerce okuyorlar, tek amaçları da 5 ay askerlik yapmak. Adamların hepsi pis pis düşünmeye başladı. Hatta bir kısmı Ağustosta gitmek için başvurdu, amma velakin son duyumlara göre Ağustosa yapılan başvurular dağ olmuş, daha da asker almazlarmış.

Şimdi bu konuda dencekler de dağ gibi aslında. Askerlik güzel birşey. Yani toplumdaki hemen her erkeğin, ırk para kültür ayırt etmeden eşite en yakın oldukları yer asker ocağı. Ayrıca askeriyenin aşırılıkları törpülediği, nice germophobe yani temizlik hastalarını normal birey yaptığı görüldü. Bu güzel. Kötü yanları, en verimli, en güzel çağında sen herifi al, abazalar arasına sal, adam İzmir İstanbul concon çocuk sen onu yolla Mardine, herif kafayı kırsın, gelsin böyle 15 yaş almış gibi, suskun olsun. Daha sıkıcı bi sebep de ekonomik aslında. İyi eğitimli bi adamın aylık maaşını bin lira olarak al. 6 ayda 6 bin lira ekonomiye darbe. Devamlı kaç yüzbin tane asker var hesapla.

Artık herkes bi hesaplarda. Çıkayım 3 sene yurtdışına, gelince Tarkan askerliği yaparım 28 gün diye plan yapıyor herkes. Ben de bu gruba dahilim. Yani 5 ay için 3 sene kalınır mı tartışılır ama 1 sene için kalınır diye naçizane bi düşünceye haizim.

Yani bu yazıyı yazmam gerektiğini hissettiğim için yazdım. Maksat devasa bi çorbada birazcık tuzum olsun. Peace.

PS (PowerSlide yani): Bu yazı yüzünden yok Yiitçim insanları askerlikten soğuttun, yok yazını okuyan milyonlar ayaklandı durduramıyoruz, yok komunist it gibi laflar edip dava edecekler varsa hemen haber versin silerim. Adli şeylere gerek yok, biz bizi biliriz TSK =)

Gümbet Gümbet

Posted by Yiit K. on May-25-2009

goruntu023goruntu024goruntu025

Off başlamak zor ya. “Bodrum’un şahane tatil bölgelerinden olan Gümbet” gibi mal bi giriş yapmak istemiyorum. 5 yaşından beri gittiğim, en büyük heyecanlarımı ve birçok ilklerimi yaşadığım, hayatımda belki de en önemli semti anlatmaya başlamak zor geliyor. Aynı olayı andaç yazarken de yaşamıştım. Herkese cabbar cevval şeyler yazarken kankaları 5 6 satırla geçiştirmiştim, sanki o sırada kelimeler boş kalmıştı, yazmak fuzuliydi. Of neyse: Gümbet =)

Bodrum’un direk yanı olan, hatta artık eşşek gibi büyüme sonucu Bodrum’la Konak-Alsancakvari bitişik olan Gümbet hakikaten acayip bi yerdir. Muazzam denizi, üstsüzlerin cirit attığı plajı (5 yaşından beri içindeyim, sonra niye meme sevgisi üst düzeyde oluyo diye düşünüyo insan), en hafifinden enteresan diyeceğim insanların harman olduğu yer Gümbet. Mesela en önemli Gümbet fenomeni, çakma Armani atlet giymiş, bütün kış spor salonunda (veya inşaatlarda) yaptıkları vücudu kasa kasa ter içinde gezen erkeklerdir sanırım. Bu adamlar bazen de kümeleşir, 3 4 atletli birbirine kasıla kasıla danseder ki sanırım gay yaw onlar.. Ben de diyorum niye bu kadar kasıyolar da hala sap sap ayrılıyolar barlardan. İşte Atesiniyollabana.com denen büyülü site bir gizemi daha çözdü!

Aslında itiraf etmem lazım. Son 4 5 senedir Gümbet’te bu kadar güzel zaman geçirmemiştim. Evim de orada olduğu için ben geceleri genelde Bodrum’a ya da Türkbükü’ne falan gitmeyi adet haline getirmiştim. Dibinde olanın kıymetini bilmemek burada da geçerli sanırım =) Bu sene enteresan işler sonucu Gümbet’in göbeğine düştüm. Gümbet’in İsis Hotel & Spa’sına gider de orda Plus Watersports’a uğrarsanız sanırım orda olcam yazın =) Hatta burdan Öznura, Süleyman Abi’ye ve daha sayısız kahramana selam ederim =) Muazzam tesis, Süleyman Abi bir sürat teknesi ustası, Jet Skiler de 135 beygir! DAHA NE OLSUN!

Gelmişken arayan bir arkadaşımla da gecelerine aktım Gümbet’in. Sonrasında da indim, ama ateşi yakan o ilk gaz oldu. Kendisi Armani atlet fenomenine dikkatimi çekti, sayesinde bi kareoke bardan kovulduk ve en nihayetinde güzel bi gece geçirmiş oldm. Ama hala Oldies gecesinde ne akla hizmet Justin’in My Love ını söyledik, ve benim sesim kısıkken böle bişe yaptık bilmiyorum =) Hala My Love dinleyememem cabası tabi =)

Galiba toparlayamıyorum ya. O halde aklıma gelen şeyleri yazayım.Bi kere Jet Ski inanılmaz zevkli bi olay. Ama gerçekten çook tehlikeli. Yani su üzerinde 60 km ile giderken hörrr diye sağa sola kırmak, kazık duruşlar dönüşler yapmak hakkaten muazzam bi adrenalin rush, ama o sırada elin kaysa düşsen suda taş gibi sekersin, kıçın başın kırarsın işten değil yani. Yine de harbi güzel bi jet sonrası eller 5 dakka titriyo ufak ufak, süper, yapın =) Sonraa, aklınızda olsun, iyi bir kaptanın çektiği ringodan düşersiniz, kaçarı yok. Süleyman Abi max. 15 saniye içinde düşürüyor, denendi onaylandı. Daha daha.. mesela Gümbet’te sarhoş olmak da kolay bişe. 5 bar gezin, birinde kesinlikle Sex on the Beach gecesi vardır, bardağını bildiğin 5 10 liraya içersin, sonrası ztn içkinin adında gizli =) Son olarak, Öznur süper bi insansın, okursan binbir selamımı kabul et =)

Benim dediğim gibi “Gümbet’e Gel!” ve Bedük’ün dediği gibi “Aşka Gelll”. Ay velkam yu ol. Yu ken stey may hom. I kiss you.

Mahir K.

Bodrum Bodrum Nomero 2

Posted by Yiit K. on May-25-2009

bodrum

Eveet uzun bir bekleyişten sonra muazzam kalemimle (klavyem oluyo tabi burada) sizlere geri dönüyorum. Hatırlarsanız son yazımı Bodrum’a gitmeden yazmıştım, ki hatırlamıyorsanız da bakın 3 tane falan yazı var zaten! Şimdi dönüşte konuyla alakalı izlenimlerimi sizlerle paylaşmak arzusu içerisindeyim.

Öncelikle Bodrum rulzz ya. Gerçekten tatil yaptığım yerler arasında en en en güzel yer kesinlikle. Bir yer düşünün, bin tane koyu olsun, 20 tane beldesi olsun, her hafta milyon turist gelsin milyon turist gitsin. Muhteşem bir tanınmazlık içinde son derece rahat bi tatil yap, ve bu muazzam hengame içinde tanıdıklarının rahatlığını yaşa. Mesela kışın İzmir veya yazın Çeşme eğlenceleri bellidir. Git bistro ayarla, şişe aç, ayakta dikil, yer yer kasıl, öyle takıl. Bilemedin git Plazaya çök, yine viski iç, kazık ye ve takıl. Keyifsiz demiyorum, güzel, ancak yazın sanırım farklı şeyler arıyorum. Bodrumdaki kaliteli ama abeci ortamlar asla Çeşme’de yok. Ha zaten kasış mekan isteyen varsa, kralı Bodrum’da. Zaten Çeşme’deki beach olayı Bodrum çakmasıdır, Küba Halikarnas ve Göltürkbükü’nün bissürü ufak butik ama sokucu mekanını saymaya dahi gerek yok =)

Turistlerin getirdiği birçok artıyı da saymak lazım. Rahat bir insanım, çevremdeki insanlar da oldukça rahatlar. Ama yine de tanımadığın bir kıza çat yanaşıp muhabbet kurmak kasış işler oluyor buralarda. Yabancıların bakış açısı komple farklı. Teklif edersen tamam veya no thanksvari bişe diyolar gülümseyerek. Tamamen modern rahat bir bakış açısı. Ve benim fazlasıyla hoşuma gidiyor bu olay.

Tatilde yaptıklarımı gezdiklerimi bölüm bölüm yazayım göz doldursun diyorum. Azzz sonra!!

PS (Post Script yani): Ya ben blogu falan bırakıp CNN Türkteki o uyuz herif gibi bi program yapmalıyım aslında. Çatır çatır Türkiye’yi gezip 78 yerde beleş yemek yiyo, yorum yeteneği de konuşma öğrenmiş bir merzifon eşşeğinden fazla değil. “Mmm muhteşem” “ağğıı süper olmuş ustam” “breh breh” tarzı geziyor. Lan birini beğenme, eleştir, ne pis adamsın. Yüreğim kabardı bak, laflar hazırladım sana, ilerde gelecek bekle beni!

Lapgötlüğe Son !

Posted by Yiit K. on May-23-2009

Megu bana blog al diye pankart açan ben, 3 yazı yazıp kayıplara karıştım. Beni özleyen, yeni yazılarımı bekleyen siz 4-7 arası takipçime en kısa zamanda tatilden, olaylardan ve kişisel düşüncelerimden muazzam potporiler sunup keyfe, yer yer kedere, sıra sıra düşünceye boğacağım. Zaten dün ilk defa canlı canlı Bedük izledim, bahsetmem lazım. Ayrıca Hakan Peker ya… Of Megu oooff babacım =)

Bodrum Bodrum

Posted by Yiit K. on May-5-2009

goruntu19goruntu18

Boş beleş bir insan olmanın verdiği rahatlıkla Bodrum sezonunu perşembe günü açıyorum inşallah. Ama önceki tecrübelerime dayanarak beklentilerimi düşük tutuyorum, zira sezon dışı Bodrum, insana Erdal Acarvari değil Kenan Evrenvari tecrübeler sunuyor. Mesela giderken orda ne giyerim, nası çıldırırım, tekne ayarlamak lazım mı diye düşünmüyorum. Daha çok nereye zıpkınla dalarım, spora nereye giderim, orda ne izler ne okurum tarzı gebeş gebeş planlar yapıyorum. Yani kısmet olursa bi Körfez Bar yapılır, bi Gümüşlük balık sefası çekilir, ama Kenancığım da hak verir bunlara heralde.

Bu sene eşşekler gibi bi yaz tatili yapmak istiyorum zaten. Sanırım bu yazdan itibaren hayatım 40 senelik bir çalışma maratonuna dönecek. Master üstü iş bul üstü terfi için haftada 70 saat kas üstü bilmemne kariyer derken (umarım) iyi işler yapıp iyi paralar kazanmış, ama yaşlanmış bi insan olacağım. Ve Bodruma her gidişim Kenan Evren gibi olacak. O yüzden tadını çıkarmak istiyorum her günümün. Haa tahminen 3. gün sıkılıcam ve arkadaşları ayartmaya çalışıcam “yahu turiztt kaynıyoorr kop da gel kop da gel” şeklinde tribünlere oynayacağım.

Ünlü Türk düşünürü MeGu “iyi blogcu kendi resmini kendi çeker” dediği için haldır haldır Bodrum resmi aradım klasörlerimde. Düzensiz bi adam olduğum, pek de fazla resim çekmediğim için 4 5 senelik taa emektar Nokia 7650 telefonundan kalan resimleri buldum. Hafif nostalji de oldu kısa yazının karı…