Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for Haziran, 2009

Daaytt!!

Posted by Yiit K. on Haz-30-2009

Artık kafam attı ya. Yani İsviçre konusunda her işin ters gidiyor olması benim sinirimi bozdu. Kredi çıkmaz, burs çıkmaz, ev beğenirim evi kaparlar, utanmadan tekrar 20 metrekare ev önerirler. Yani hakikaten bir cenabetlik var ama çözemedim.

Şimdi yine bakıyorum, siz de bakın. St. Gallen 9000 civarında güzel kiralık ev bulursanız haber verin. Resmen kafayı kırdım, çakma almancam ile .ch uzantılı emlakçıları geziyorum. Güzel bir yazı yazma hevesindeyim, ama şu anda tatlı kelebeklerden, mor menekşelerden bahsetsem onlara bile küfreder bitiririm yazıyı, kafam atık vaziyette.

Daaytt!!! Bir of çeksem Alplerden duyacaklar artık!!!

Bluetooth’un Azizliği

Posted by Yiit K. on Haz-30-2009

Bu blog sayesinde yıllardır yakalayamadığım bir fotoğraf çek, bilgisayara aktar, paylaş trafiği yakalamıştım. Tam da bunu düşünerek blutut dangılını bilgisayara taktım ki, Nokia PC Suite hatalar üstüne hatalar verdi. Ben de yıldım, pes ettim, eller havaya dedim, ama mutluluktan değil, yılgınlıktan.

Ellerim havada yazıyorum bu yazıyı. Fotolu anlatımları yarına saklıyorum. Bildiklerimi yarın açıklayacağım, yer yerinden oynayacak!

Bugün kimliğimi yenilettim. Kimlik yeniletmek enteresan bir olay. Müdür falan tanıdık yoksa, hakikaten uğraşırsınız. Yarın ufak değineceğim, bu da size fragman gibi birşey olsun. Next on Atesiniyollabana.com !

Diskdünya.com ve CEO’su Aliihsan değinmiş zaten son günlerde yaptıklarıma. Konak Pier Gant mağazasında buluştuk kendisiyle, bu bir ilk oldu. İndirim var, benim gibi yelken menşeyli markaları seven varsa kaçırmasın. Ya da kaçırsın, indiriyo da kalanını belediye mi ödüyo Allah aşkına di mi. Kazıkçı insan sürüsü ya. Süreyya Bey ve Saniye Hanım gibi enteresan isimli çalışanları var ama. Keyifli insanlar, uğrayın aslında.

KFC müdürüyle tartıştım sonra arkadaş. Ya ben uçamayan gerzek bir hayvanın yağa doymuş, benim her damarımı tıkayan iğrenç organlarına tıkır tıkır para sayıyorum, sen bana barbekü sos vermek için 20 kuruş para istiyorsun? Ya 20 kuruş, hay küfredicem la, verdim bir lira, 5 tane ver, ama büyük tabağa koy uğraşmıyım teker teker dedim, yok yapamam, yok başkasına da yapmak zorunda kalırım bik bik. Lan yap it, bana da yap, başkasına da yap! Delirtirsin. Sonra gönül alcam diye uğraş dil dök. Eh be.

Kardeşim deli oluyorum. Fast food olayı, güzel Türkiye’mde çok farklı yerlerde. Amerika’da işsiz zencilerin devlet yardımı yani welfare paralarıyla yediği iğrenç yemekleri satan mekanlar Türkiye’de dükkanında takılacak cool yerler oluyor. Burger King Alsancak dükkanında saatler geçiren bir neslin bir bireyi olarak yazıyorum. Fast Food abeci işidir, buradaki temsilcilerinin götü kalkıktır. 20 kuruş da sosa istiyorsun, 40 kuruş vereyim bir sos da sen ye yeğenim, ölmedik, ama bana düzgün hizmet etmeye çalış bari.

Neyse. Onlar da emir kuludur diyeceğim, ben küfür kulu oluyorum burda. Sinir oldum bak gece gece yine ya =) Güzel bir şeylerle bitirmek istiyorum yazıyı. Bir tanecik abim, (lafın gelişi değil, hakikaten bir tane abim var) doğum günün kutlu olsun. Beni ben yapan, karakterimi oturtan en önemli insanların başında geliyorsun. Evlendin, 3 çocuğun oldu, inanılmaz zor bir hayat hengamesine atıldın. Değişmeyen şeyler var işte ama, yine sen ve ben, yine bir futbol oyunu. 15 sene önce Amiga vardı, Sensible Soccer oynardık, yine aynı takımda olur senin arkadaşlarını yenerdik. Şimdi Fifa 2009 var, yine aynı takımdayız, Japonların yazılım devlerini yeniyoruz. Seni seviyorum abicim, iyi ki doğdun, iyi ki varsın.

İyi geceler millet. Sabah okuyanlara da günaydın.

Pazar Günleri

Posted by Yiit K. on Haz-29-2009

Oldum olası sevmedim pazar günlerini. Küçükken mantıklı bir açıklaması vardı hadi, pazartesi okul açılacağı için zoraki erkenden yatağa sokulurduk. İlerleyen yaşla beraber, nispeten erkenden yatak hadisesi gerçekleşse de, “üff beaa saat 1′de de yatılır mı anasını satıyım” tarzı bir üzüntü olamaz bence. Her neyse. Şu bomboş senemde, hiç bir erken yatma erken kalkma zorunluluğum yokken bile pazarların sıkıntılı geçmesine, özellikle pazar gecelerinin insanı baymasına anlam veremiyorum.

Dediğim gibi, küçükken pazarları o kadar ruhumu sıkardı ki, “ben kesin pazar günü ölürüm yea” tarzı düşüncelere sahip olmuştum. Hala da, pazar günleri gayri ihtiyari bir tatminsizlik gelir bana. Bugün mesela, evde köpeğimle miskinlik yarışına girdim. Dedim, ben senden daha iyi yatarım, senden pis uzanırım aklını alırım. Kapıştık. Neyse ki o kazandı, ama geldi elimi yaladı, “çetin bir kapışmaydı sahip” dedi.

Yani Almanca çalışıp bir saat de spor yapmasam, bugün niye uyandım diye düşünecektim o derece. Neyse ki yarın dolu bir gün bekliyor beni, pasaport, kimlik, uluslararası ehliyet falan derken akşamı edeceğim sanırım. Bugünü yarına hazırlık sayalım o halde.

Sizlerle de paylaşayım ki, boşluğumu dolduran bir faktör de siz olun. Faktörlerim benim. İyi geceler dilerim. Sabah okursanız da, günaydın.

Sultan Köşkü

Posted by Yiit K. on Haz-28-2009

sultan1sultan2sultan3

Hollanda’dan gelen Balçovalı bir arkadaşım sayesinde sık sık Köşk diye bir mekana gittiğimi söylemiştim. Hakikaten o kadar fazla gittim ki, artık hakkında bir yazı yazma yükümlülüğü hissediyorum.

Karşıyaka’da, sanırım Migros’un oralarda bir yerden içeri girince, güzel bir parkın karşısında bu nargileciyi görüyoruz. Sahibi Osman Abi’den, çalışan Kahraman Abi’ye, seyyar çiğköfteci Tatçi’sine kadar kendi şahsına münhasır insanları barındırıyor bu mekan. Seyyar dediysek, adam bildiğin son model Transporter ile gezmekte. Çiğköfteye 52 çeşit baharat koyduğunu, her malzemesinin de yüzde yüz organik olduğunda diretiyor. Bence uyduruyor, ama canı sağolsun.

Mekanın en güzel tarafı, açık hava alanının geniş olması. Sıcaktan bunalanları da düşünüp, havaya buhar veren verandamsı şeylerden bile yaptılar. İçerisinin dizaynı da, Osmanlı tarzını anımsatıyor. Müzikleri bile güzel aslında buranın. Yani Serdar Ortaç patlamıyorlar, Müzeyyen Senar olsun, enstrümental Türk Sanat Müziği olsun, genel olarak ağır ama keyifli müzikleri benimsemişler. Takdir edilesi aslında, Demet Akalın ile nargile çok da hoş değil.

Şimdi, bu mekanın nargilesi güzel. Yani ben bile içiyorsam ara ara, hakikaten alkışlanası bir nargilesi var demektir. Bu senenin modası, Kahraman Abi Special olan Elma-Damlalı nargile. Çörçili şahane (Yapan yer Sultan Köşküyse, ben Churchill yazmam aga ona). Ancak sunum zayıf, zira çalışanlar limonu yemiş sindirmiş, sonra bardağa bırakmış, üstüne de soda dökmüş tarzı limonlarla geliyor. Ama leziz, bol tuzlu ve ağzım sulandı resmen aboo… Sultan Çayı da güzel, ballı falan servis ediliyor, duvar tırmandırıcı.

Biz buraya giderken yanımızda bildiğin yarım manav meyve ile gidiyoruz. E nargile içmeyen Yiit bir yerden sonra çekirdekli meyvelerle şakalara başlıyor. Köze kiraz basmalar olsun, etrafa pötür pötür çekirdek tükürmeler olsun, tam ayılıklar yapıyoruz. Ama bizi resmen seviyorlar, hala bir uyarı bile almadık. Ki son sefer Kahraman Abi’ye bilader falan dedim, arkadaşların gözleri belerdi, ben bile içimden “of bi bok yedik ama hadi bakalım” diyerek devam ettim de, adam bozmadı. Kahraman Abi’yi tanıyanlar anlarlar bu anekdotu.

Yine de söyleyeyim, nargile hoş bir olay değil. İçmeyin. Etsiz çiğköfte makbul bir olay değil, kullanmayın. Çörçil güzel, ayran güzel, bunlara yumulun.

Yaz Okulu

Posted by Yiit K. on Haz-26-2009

Bugün yaz okuluna kayıt için Ege Üniversitesi’ne gittim. Yıllardır alışkanlık heralde, mezun olmama rağmen canım çekti, diskdünya.com’dan Aliihsan ve iki arkadaşa daha babalık yaptım, ellerinden tuttum, harç paralarını yatırdım, limonata aldım. Hayvanat bahçesi diye ağladılar, ama gerçekten bu yaz sıcağında hayvandan hallice yaratıklar gördüğümüz için programı başka güne erteledik.

Egeliler kusura bakmasın, okulları okul değil. İğrenç resmen. Yani adı Ege Üniversitesi diye Ege Bölgesi’nin yarısına okul yapmalarına gerek yoktu bence. İçeride resmen yer yön duyumu yitirdim. Beleş bir otobüs var, habitatı da bu okul. O güzeldi, zira beleş bomba gelsin elimde patlasın yani.

Neyse, değineceğim şeyler var. Allah kahretsin dedirten yaz okulu bürokrasisi nedir ya? Yani özel üniversitelerde böyle bir olay yok, demek ki bu yapılabiliyor. Yahu yapın o halde? Resmen World of Warcraft oynuyoruz da, görev yapıyoruz sanki anasını satayım. “Rektörlükten kağıt al” “Bu kağıdı bankaya götür” “Para yatır” “Rektörlüğe geri dön” DAAYT delirmek için. Hava da 112 derece, insan yahu. Hoş bugün nispeten serindi de çıkışta döner yiyecek takatimiz kaldı.

Neyse, sonrasında metro ile Kemeraltı yaptık. Enteresan bir plan olması sebebiyle hoşuma gitti. 12 kahve, 30 çay içip  6 lira falan hesap verilen, ama gerçekten güzel ve otantik bir yere oturduk. Cam tavan vardı, yağmur falan yağdı biz otururken enteresan oldu. Zaten adam da aldı gazı, Take My Breath Away‘den girdi Fransız romantizm kuşağından çıktı. Arkadaş, sakallı 4 adamız, gömlek giyilmiş falan, pek gey tipi de yok ama, adam kafaya koymuş bizi seviştirecek. Dar attık kendimizi dışarı. Yobaz meyve suyu dükkanında atom içtik, ve kolbastı oynayacak enerjiye ulaştığımız an dağıldık.

Bu meyve sucu adam o kadar yobaz ki, son gittiğimde bana “Afiyet olsun mübarek” tarzında seslenmişti. Bu sefer önce davrandım, “Bana 4 atom muhterem” dedim, bozulur gibi oldu. Gittim menzil köyünee köylerin en güzelii diye başlayacaktım ki bir ses dur dedi bana, zulmetme elinde kesici alet olan inanana dedi.

O sesi dinledim, bloguma da yazdım.

Güle Güle MJ…

Posted by Yiit K. on Haz-26-2009

Geçen gün abimin odasındayım. Kasetlerin olduğu rafları karıştırıyorum, sıkılmışım. Nirvana’nın, Metallica’nın kasetleri var, daha birçok kaset. Aralarında bir tanesi var, beyaz fon üzerinde siyah deriler giymiş bir adam. Kırmızı kırmızı “BAD” yazıyo üzerinde. Renkler çarpıcı, adam desen sanki kasetten fırlayacak da odada dans edecek…

Geçen günün üzerinden 15 sene falan geçti. Artık kasetler yok etrafta. Artık moonwalk yok, artık kasıklarını tutup tiz bir sesle “yii hii” diye bağıran pop idolleri de yok. Pop idolleri artık ekranda ya güzel kadınlarla sevişiyorlar, ya da kendileri güzel ve çırılçıplak dolaşıyorlar. Dans kalmadı, müzik Allah’a emanet. Artık popun kralı da yok.

Artık Michael Jackson yok.

Bu kadar üzüleceğimi tahmin etmezdim. Şu yazıyı yazarken gözlerim yaşarıyor, hiç görmediğim, bilmediğim 50 yaşındaki bir insan için.

We knew you were Bad MJ, but you were wrong about one thing. We really cared about you, and we still do…

Güle güle…

Pfff….

Starbucksgloria

Attığım en uzun başlık. Rabbim daha uzunlarından korusun. Ana fikir açık. Gidip çöküp çöküp zaman geçirdiğimiz 2 popüler mekanın alternatif ama eşdeğer 2 ürününü karşılaştıracağım.

Anladığınız üzere, ben pek kahve çay sevmem. Zaten İzmir’de kahve çay içeceksem de tercihim Sir Winston olur. Fakat gerek değişik mekan istemek, gerek eş dost sebebiyle bu 2 mekandan birine çökersem de, mango temelinde birşeyler içmek adetindeyim. Özellikle şu yaz aylarında, sıcak havalarda bünyeyi içten soğutmaları sebebiyle şiddetle tavsiye olunurlar.

Starfucks’ın sattığı ürün, direk mango suyu tarzı birşeyin kırık buzla karıştırılması sonucu elde ediliyor. İçine de passion fruit tabir edilen, sanırım bizde kuşburnumsu (ki uyduruyorum, doğrusunu kesin bilen yazsın) bir şeyin çayıyla karıştırılıyor. İçimi uzun, oldukça da lezzetli olan bu ürünün hastasıyım. Şeffaf plastik bardakta servis edilen bu ürünün rengi de masanızda hoş durabilir (Marie Maison Haziran sayısı oldu.)

Gloria ise mangolu olayını 2 farklı konseptte sunuyor. İsterseniz buzla vs. direk karıştırıp verebiliyor, ya da light süt ile karıştırıp smoothie olarak servis ediyorlar. Ben her daim 2. ürünü tercih ediyorum. Starbucks mübadilinden biraz daha tatlı ancak mango tadı başka tatla karışmadan alınıyor,  zira içine bilmemne çayı koymuyorlar. Cam bardakta servis edildiği için, daha kaliteli ve belki de psikolojik ama, daha lezzetli geliyor. Starbucks gibi al götür konseptli bir yer değil çünkü burası.

Bir de bu ürünlerin modifiyeleri var. Yani Honda Civic alsan kasada “spor egsoz ister misiniz” demeleri gibi. Starbucks, ürünün içine böğürtlenimsi, kırmızımsı renkli tatlı şekerli bir şurup ekleyebiliyor. Renk daha güzelleşiyor, ancak tat, içeceğin son zamanlarında sizi bayacak şekerli bir kıvama kavuşuyor. Gloria, ürünün içine kaymaklı dondurma koyabiliyor. Ki bayağı da lezzetli oluyor, ama onun da bir dezavantajı var. Zaten inanılmaz büyük boydaki bir ürünün içine de kallavi kaşık dondurma koyduğunuzda bir Halil İbrahim porsiyonu elde ediyorsunuz ki beni bile zorluyor.

Sonuç olarak, bu ürünleri denemediyseniz deneyin. Mango güzel birşey. Farklı coğrafyaları aşmış, kıtaları geçmiş, ayağınıza kadar gelmiş bir ürünü geri çevirmek zaten terbiyesizliktir. Yapmayın böyle şeyler.

Arkadaşın Manyak Olanı İyidir

Posted by Yiit K. on Haz-25-2009

Hayatta sevdiğim birşey varsa, o da spontanlıktır. Evet, hayatta sevdiğim birşey daha varsa iddialı girişlerdir. Mesela çat kapı çalsın, sevdiğim bir insan olsun karşımda, inanılmaz neşelenirim. Ya da gece yarısı telefon çalınca, “lan ….. kim arıyo bu saatte” demem genelde, açar konuşurum hangi manyak ne diyecek acaba diye merakla.

Dün gece de saat 3 gibi telefonum çaldı. Titredi yani, yoksa o saatte asap bozabilir. Fırladım açtım, kolaytatil.com sahibi, İzmir seyatah acentalarının incisi Fatih Tosyagülü arıyor. Ama konuşan FT değil, Hakan Peker. Kuşadası Barny’de Ateşini Yolla Bana çalmış, arkadaşım da kulağını çınlatmış. Yetmemiş, aramış. Yetmedi, telefonda kulağıma höykürdü.

Yataktan fırlamama rağmen hoştu. “Yazz bloaaa yaazzz” diye biten konuşmanın hakkını vereyim dedim. Hatırlanmak güzel şey. Dengesiz arkadaşlar daha da güzel birşey.

Baymak Yoğuşmalı Kombi Reklamı

Posted by Yiit K. on Haz-24-2009

116Baymak

Hayatta beni üzen şeyler var. Evsiz kediler, aç rakunlar, alıp da masana geçerken yolda devrilen Burger King tepsileri bunlardan bazıları. Ama beni, müptezel reklamlar kadar üzen şey az. Koca koca firmaların büyük büyük paralar verip de yaptıkları bazı reklamlar beni benden alıyor.

Az evvel Avrupa Yakası final bölümünü izlerken 2 kere rastladım bu reklama. Adam evdeyken canavar bir kombi cebinden parasını çekiyor, adam da yeşil bir sincapla teslim edilen yeni bir kombi alıyor. Sincaba da para veriyor utanmaksızın. Ayrıca bu reklamın kalitesi, bildiğin flash animasyon kalitesinde.

Yani Baymak şirketinin reklam ve halkla ilişkilerden sorumlu, büyük maaşlı müdürü, bir sürü proje arasından bunu beğenmiş. Buna akıtmış şirketin reklam paralarını. Ya diğer projeler “Baymak’tan kombi, Resident Evil’dan zombi alacaksın arkadaş!” kalitesindeydi, ya da bu amca (veya teyze), kötü reklamlardan haz alan, gerçekten çok renkli bir kişilik.

Trilyonluk şirketleri yeşil flash sincaplarına teslim eden şirket sahiplerine aşina değiliz aga !

İran’da Kaos

Posted by Yiit K. on Haz-23-2009

Komşularımız, ve bize yakın şartlarda yaşayan yakın ülkelerden haberler gelmekte. İran, vaktiyle kaybettiği aydınlığa sandıkta kavuşamadı ancak sokaklarda kavuşmak istiyor. Bugün ortalık 16 yaşında bir kızın vefatıyla çalkalandı. Allah rahmet eğlesin. Daha iyi şartlara ulaşmak, benliğini kurtarmak için mücadele veren ülkelere saygım sonsuz. Helal olsun.

Kazakistan Milli Eğitim Bakanı, okullar başta olmak üzere türbanı yasakladı. “Çağdaş eğitim ve bağnazlık arasında seçim yapmamız gerekiyordu. Biz eğitimi seçtik.” diye de açıklama yaptı hanım bakan. Fetullah okullarına da şerh koymuşlar, orada beyin yıkayan hocaları falan kovmuşlar. Onlara da helal olsun.

Öyle çok siyasi bir insan değilimdir. Hatta gemisini kurtaran kaptan konseptine yakınım. Zaten bana gelen bir e-postayı okuyunca haberdar oldum bunların bir kısmından. Ve de tedirgin oldum resmen. Yakın geçmişe kadar örnek alınan ülkem, örnek alacak hale düşüyor. Herkes akıllanırken biz mi salaklaşıyoruz? Yoksa biz, daha iyiye ulaşmak için direnme hakkımızı kullanmış mı sayılıyoruz? Bize ne zaman helal olacak?

Ampülle değil güneşle aydınlandığımız günlerde de bu blogu yazmak üzere.