Buraya geldiğimden beri enteresan bir ruh halindeyim. Yani İzmir’de olmadığımın farkındayım, neticede etrafımda ailem yok. Dışarı çıkınca da herşey Almanca. Ama yine de, bir şekilde sanki Türkiye’deyim gibi hissediyorum, ama sanki… tatilde falan gibi yani. Yakında eve döneceğim, herşey normale dönecek falan gibi. Halbuki alakası yok. Gerçekten, özellikle evden çıkıp üniversiteye giderken arada “lan İsviçre’deyim, o Google Earth’de gördüğüm yollarda yürüyorum, mouse un tekerleğini geri geri oynatsam, yukarı zoomlasam Avrupa’nın göbeğindeyim resmen.” hissiyatına kapılıyorum ve sırıtıyorum salak salak.
Artık kafaya koydum o yüzden. Tatil mantığı yok. Aldığım peynirlerin kılıfını bile açmadan buzluğa kaldırılışı bu yüzden. Çikolataların açılmadan durması bu yüzden. Çünkü resmen kilo alıyor insan. Yarın da gidip spor merkezine yazılıyorum. İnanılmaz zamansızım, ama 2 saat evde gebeşçeğime 2 saat spor yapsam daha çok dinlenirim diye düşünüyorum. Çünkü okul denen olay insanın vücudunu yormuyor, beynini ve sinir sistemini yoruyor. Onları dinlendirmenin de en iyi yolu gidip güzel bir koşu yapmak, bolca ağırlık basmak. Hem böyleye çikolata yiyince de “hakettim olm tabi yicem” diye hissederim, daha mantıklı olur.
Günlerim projeyle geçse de kendime zaman ayırmayı başarıyorum bir şekilde zaten. Ama şu durumda olayın zorluğunu arttırıp o boş zamanımı da üretici kullanmak istiyorum. Belki de manyak olurum, kim bilir? Zaten manyak sayılırım ya, çok radikal bir değişiklik olmaz. Mesela blog olayını da gündeliğe taşımak istiyorum. Ne yazık ki, İzmir’deki kadar geniş bir sürtme skalasına kavuşmadığım için mekan tanıtmada geri kalabilirim, ama beni seven böyle sevsin aga!
Sağlıcakla görüşmek üzere.







