Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for Eylül, 2009

Buraya geldiğimden beri enteresan bir ruh halindeyim. Yani İzmir’de olmadığımın farkındayım, neticede etrafımda ailem yok. Dışarı çıkınca da herşey Almanca. Ama yine de, bir şekilde sanki Türkiye’deyim gibi hissediyorum, ama sanki… tatilde falan gibi yani. Yakında eve döneceğim, herşey normale dönecek falan gibi. Halbuki alakası yok. Gerçekten, özellikle evden çıkıp üniversiteye giderken arada “lan İsviçre’deyim, o Google Earth’de gördüğüm yollarda yürüyorum, mouse un tekerleğini geri geri oynatsam, yukarı zoomlasam Avrupa’nın göbeğindeyim resmen.” hissiyatına kapılıyorum ve sırıtıyorum salak salak.

Artık kafaya koydum o yüzden. Tatil mantığı yok. Aldığım peynirlerin kılıfını bile açmadan buzluğa kaldırılışı bu yüzden. Çikolataların açılmadan durması bu yüzden. Çünkü resmen kilo alıyor insan. Yarın da gidip spor merkezine yazılıyorum. İnanılmaz zamansızım, ama 2 saat evde gebeşçeğime 2 saat spor yapsam daha çok dinlenirim diye düşünüyorum. Çünkü okul denen olay insanın vücudunu yormuyor, beynini ve sinir sistemini yoruyor. Onları dinlendirmenin de en iyi yolu gidip güzel bir koşu yapmak, bolca ağırlık basmak. Hem böyleye çikolata yiyince de “hakettim olm tabi yicem” diye hissederim, daha mantıklı olur.

Günlerim projeyle geçse de kendime zaman ayırmayı başarıyorum bir şekilde zaten. Ama şu durumda olayın zorluğunu arttırıp o boş zamanımı da üretici kullanmak istiyorum. Belki de manyak olurum, kim bilir? Zaten manyak sayılırım ya, çok radikal bir değişiklik olmaz. Mesela blog olayını da gündeliğe taşımak istiyorum. Ne yazık ki, İzmir’deki kadar geniş bir sürtme skalasına kavuşmadığım için mekan tanıtmada geri kalabilirim, ama beni seven böyle sevsin aga!

Sağlıcakla görüşmek üzere.

Bir Cumartesi Günü

Posted by Yiit K. on Eyl-26-2009

Güzel güzel uyursun, saate göre değiş vücuda göre kalkarsın. Tatlı tatlı gerinirsin, şımarırsın yatakta, içindeki kedi seni ele geçirir. Gözlerini yavaş yavaş açarsın, her dakika bir milim, en az 10 dakika. Sonunda lütfedip kalktığında misler gibi kahvaltı edersin. Kahvaltıdan sonra oturur biraz televizyon izlersin, salak salak programlar vardır, zaten başka birşey de aramıyorsundur. Bugün öyle olmadı.

Sabah okul için fotoğraf çekilmeye gittik. 40 kişi cici cici giyinildi, ana kampüsün oradaki Executive Building denen diğer MBA binasına çıkıldı. Grup fotoğrafı, kişisel fotoğraf derken 2 saat oyalandık. Sonra evlere doğru ufaktan yola çıkıldı. Şehir meydanında yine bir gösteri vardı, koymuşlar sahneyi, bangır bangır müzik yapıyor gençler. Ahh genç olmak vardı… Neyse, yola devam edildi sonradan. Günün tek hoş olayı da o an oldu sanırım. Güzel bir Alfa Romeo Club buluşmasına denk geldim, birçoğu artık klasik sayılan, ama çok iyi bakımda olan bir Alfa serisine daldım. Adamları görüntülemeye başladıkça bana el sallayanlar, gaza basanlar birbirini yedi. Gaza basma olayı daha komik tabi, zira biri gaz verince öbürü iyice gaz veriyor, ufak ufak kapışıyorlar kırmızı ışıkta.

Daha sonra eve gelip itinayla takım elbise çıkarıldı. İtinayla tamamen yalan, bildiğin yere elbise kılıfı serdim, üzerine “düzgün” biçimde atıyorum kıfayetleri. An itibariyle ütülü 2 gömleğim var, ikisi de beyaz değil, ben bitmişim ya… Bunların üzerine de kendimi ödüllendirdim ve yemyeşil bir salata yedim… LAAN…… reva mı bu bana!

Okula gittim sonra, bir grup projesi için. Saat 8 buçuk, hala aynı odada 4 herif, BMW’nin satış oranı nasıl artar diye kafa yoruyoruz. Çıkışta eve nasıl koşar da cabbar cevval yemek yer bayılırım diye düşünüyorum. Bayılmak derken, günlük sporumu yapıp sonrasında da pazar günkü grup projem için önce yazı hazırlayacağım, sonra da yarın yeniden erken kalkacağım. Yok ya, yalan yok, eşşek gibi yorgun herkes, o yüzden proje başlangıcını 2′ye aldık, rahat edin diye söylüyorum.

Alfa videosuna BURADAN ulaşabilirsiniz. MeGu bi güzellik yapıp Yutuba yüklerse daha da iyi olur.

Edit Megu: Emeğe saygı, teraziye tıklayın…

Kısa Kısa Vol. 3

Posted by Yiit K. on Eyl-24-2009

Kısa kısalar olmasa hayat çekilmez di mi arkadaşlar…

1- Üniversite ağzıma sıçtı arkadaş. Günde, ödev ve grup çalışmaları dahil ortalama 14 saat okulda geçiyor. Rekorum 19, kırmak istemiyorum, ama sanırım ertesi güne direk bağladığım günler olacak. Önümüzdeki hafta olur bence, 3 proje falan var… Oyy…

2- Bugün herşeyim geldi. Rock Band 2, telefonumun açılması için fatura, ve en önemlisi internetim de geldi. Artık evde 10 mbit kullanan biriyim. İşin komiği, ülkemde 1 mbit kablonet parası ödüyorum. Sux di mi…

3- Deli deli şirketlerle görüşmeler yapacağım yakın zamanlarda. İsim vermek gerekirse Goldman Sachs bunlardan biri. Acaip garip bir his. Türkiye’de Asya Finans ile görüşüyorsun, burada bunlarla. Birşey olması için deli dua ediyorum, umarım olur. Olmazsa “iz it bikoz aym Törkiş haa?” tarzı pisliklere imza atıcam, Amarigalıların tabiriyle Race Card’ı oynayacağım.

4- Okulda Ramazan Bayramı sebebiyle deli bir parti verdim. Babamların İzmir’den yolladığı dahil 5 6 kilo lokum, 3 kilo kadar baklava, birkaç kilo da kuru meyveyle MBA binasında ufak bi banket yaptım. Adamlar delirdiler. Resmen kuru kayısı yiyip “incir mi bu” diye soruyorlar. Adamlar cahil, ve tatlı meyve olayına yabancılar, zira meyve sebze, hatta et olayı bok gibi burada. Lokum yese “öküz mü bu” diye soracak. Cahil cühela itler. Muhasır medeniyet seviyesi kıçımın tam altına gelse suratlarına defi hacet etsem diye düşünmüyor değilim.

5- Gurbet küfürbaz yapıyor adamı. Anlamıyorlar. Sınıfta bir olay oldu mu “hay sıçaydım yaa” diye bağırmak gibisi yok. İçten bir tepki olduğunu anlıyorlar. Bence herkes kendi dilince deli kalaylıyor ortalığı. Kameraya alıp bir çeviri yaptırsak kimse bize iş miş vermez burda, MBA binası da kahvehane olur.

6- Bugün, ömrümde yediğim en cabbar sosisleri yedim. Ki aslında bunu çok kısa geçeceğim, zira yakında bir yazı dizisi yaparım bunun hakkında.

7- 24 saat kifayetsiz. Hiçbir şeye yetmiyor. Mesela sabah evden çıkmadan yıkandım yıkandım, yoksa günün koşuşturmasından sonra akşam 10′da eve gelince hiçbişey yapacak halin kalmıyor. Nefret birşey aslında. Burda çok para kazanmak lazım, yoksa kaldığına değmez insanın.

8- Heryeri sel götürürken burada tişörtle geziyor olmam komik. Umarım nazarım değmez, bi 10 gün kadar daha güneşli gitse zaten daha fazlası olmuyor buralarda. 6 7 ay güneşsiz, yağışlı ve karlı. En beteri de sisli. Kurt olsam delirirdim keyiften.

9- Ütü yapmayı öğrendim sanırım. Ama denemedim henüz. Teoride fenayım. Bu, senelerce ekonometri, muhasebe falan okuyup, finans kağıtlarını anlayıp 5 kuruş yatırım yapmamış olmaya benziyor. Hayatımda belli patternları koruduğumu görmek bana keyif vermiyor ama.

10- Currywurst falan şahane sosisler ama alışkın olmayan bünyeyi kötü etkileyebiliyor. Son 1 saatte tahta 3 ziyaret… Deyymm sosıcıss !

11- Bunu okuyunca şaşıracak, aaa diyecek ve utanacak biri var. Buraya yorum yapmasın, bana bilahare iletsin.

Öptüm arkadaşlar.

Gavur Ellerde Ramazan Bayramı

Posted by Yiit K. on Eyl-21-2009

Bir Ramazan bayramını daha geride bıraktık. Birçoğunuz için normal geçmiştir diye düşünüyorum. Güzelce uyku, canavar kahvaltı, aileyle hoşbeş, belki sülale gezisi, eğer yaş uygunsa bolca harçlık toplama, akşam da, inan veya inanma, ara vermiş ol veya verme, canavar bir içki sofrası. Genelde böyle geçerdi benim bayramlarım. Çok da severdim. Hele pazartesi olsun, tatil olsun, o leş pazartesi günü okula gitmeyeyim, benden mutlusu olmazdı. Ha bir de kendimce inandığımdan dolayı, bayram sabahı kalkar babamla namaza giderdim. Ramazanda da genelde niyetli olduğumdan, 30 günden sonra güzel bir kahvaltı etmenin tadına doyum olmazdı. Bizim aile de üzerinize afiyet yemek olayına bayılır, ayıptır söylemesi çok fena kahvaltı ederiz böyle özel günlerde.

Gavur ellerde bu böyle olmuyormuş.

Böyle diyip ağlamaklı birşey yazmam lazım aslında. Ancak takip edenleriniz, veya 3 kuruşuna kıyıp da beni arayanlarınız biliyor ki, ben acaip bir Türk toplumunun göbeğine düştüm burada. Sanki Sankt Gallen’e gelmedim de Kastamonu’ya geldim, güzel bir dağ kasabasında yaşıyorum. Karşıdaki Zemzem Restaurant’ın sahibi Ahmet abi ve ailesi, resmen bana burada 2. aile oldular. Şöyle diyim, bayram günü Ahmet Abi’yle namaza gittik. Burada Eyüp Sultan Camii, Sankt Gallen diye bir binadan bozma yerde namaz kıldık. Türk Diyanet Vakfı cami yapamayınca binayı satın almış, bildiğin hücre evi tadı yakaladım ama. Bizdeki namazlardan daha farklı. Herkes en şık kıyafetleriyle gelmiş. Bildiğin bayramlık kıyafet tadını yakalamışlar. Ve ayakkabım çalınır mı derdi yok =) Bir de, özellikle ufak çocuklar falan olaya yabancı olduğundan, imam oda oda dolaşıp bakın böyle kılıyoruz şeklinde Namaz 101 dersi verdi. Kıkırdadım ince ince. Yanımda taşkınlık yapan 3lü çocuk grubuna da gözdağı verdim namaz süresince.

Hayatımda ilk defa bayramda para veren insan oldum ayrıca. Ahmet Abi’nin 2 adet çocuğuna bayram harçlığı verdim. İnşallah Türkiye’de de kendi yeğenlerime bol bol harçlık verdiğim, sevilen amca pozisyonunu doldurduğum günler de gelecek. Gebeşlerim benim ya. Özlüyor insan…

Sonrasında dev bir kahvaltı yapıldı. Akşam da resmen kuru fasülye pilav yedim. Böyle bir İsviçre tecrübesi ediniyorum. Alamancı Türkçe’siyle, sarı mersedesime atlayıp evime döneceğim bir sene sonra. Anneme de mikser götürücem.

Telefon Değişikliği

Posted by Yiit K. on Eyl-18-2009

Buraya geleli han oluyor, ancak telefon alabildim. Artık ben de bir İsviçre hattı, hatta bir de Ayfon Triğcies sahibiyim. Her yanı wireless kaplı ülkede ayfonsuz kalmak olmaz, ayrıca resmen beleşe falan geliyo telefon, muasır medeniyet über alles yani.

MeGu karşimin izini sürüp Twitter olayına giricem sanırım yakında. Madem Türksün, göster insanlar “oooo şahaneymiş be abii”  desin di mi. Ama öğrenmem lzm tvitır olayını, zira bildiğin embesilim teknoloji olayında.

Onun dışında, sabah 8 buçuktan beri okuldayım. Öğlen bir saat aramı da telefonu halledicem diye dükkanda harcadığımdan, şimdi de 10 dakika sonra grup çalışmasına başlayacağımdan, annem ağlamış vaziyette okulumdayım diyebilirim. Çok şükür yine 12 tam saate tamamlıycam sanırım. Neyse. Staj arıyorum ayrıca, haberiniz olsun. Credit Suisse’te fln çalışan arkadaşınız, eşiniz dostunuz enişteniz varsa çok selamımı söyleyin.

Zamansızlık

Posted by Yiit K. on Eyl-14-2009

Hep düşünürdüm, arkadaş güncen varsa, günde 10 dakika kır kıçını yaz. Kaz ve ayak olayı öyle değilmiş. Resmen 24 saat yetmiyor. Okul ortalama 10 saat, okul dışı mecburi ve yarı mecburi aktiviteler en az 2 saat. Evde her gün ortalama 100 150 sayfa okuma kitliyorlar. Şu anda salıya 400 sayfa muhasebe okumam var, onu bitirmeye çalışıyorum. Haliyle burayı gözüm görmüyor.

Size Zürih ve St. Gallen’den mekan izlenimleri, bol bol çemkirmeler ve alayına ceryanlarla döneceğim. Yani öyle hayal ediyorum. Bu cumayı da sağ salim görürsem kalanı kolay gibi bir düşünce var bende, kendimi ve dolayısıyla sizleri de kandırıyor olabilirim.

Şimdilik sağlıcakla.

Madalyonun öbür yüzü tabir ettiğimiz kısma gelecek olursak… Hayat güllük gülistanlık değil tabi. Yani bu kadar güzel bi memleket olsun, dağında tilkisi, şehrinde tikisi mutlu gezsin, evine sincap gelsin cama tıklatsın… MASAL DÜNYASI MI LAN BURASI! Tabii ki negatif şeyler de olacak.

Bi kere, ki aslında bir değil 10 kere, 15 kere demem lazım, pahalı arkadaş burası. Yani domates fenomeni diye birşey var burada. Domates aldım, kilosu 5.10 CHF, ki kıpkırmızı bile değil! Kilosuna 7 lira vercek olsam adam öldürürüm arkadaş Türkiye’de. Bu nasıl terbiyesizlik. Bir ufak pet su alıyorsun, marketten falan alırsan 3 frank sokuyor, vending machine bulursan yine 1.60 franka alırsın, ucuz ohh diye sevinirsin ki bildiğin 3 lira arkadaş! McDonalds’a girip McChicken menü yersen kendisi 14 frank. Yesene hakkaten.

Buraya gelirken Avrupa’nın merkezine gidiyorum aga, tamamını gezerim tarzı düşünceler besliyordum. O düşünceler açlıktan öldü. Zira 80 km ötedeki Zürih’e gidip gelmek 50 frank falan. Yani mesela gidiş 26 frank, dönüşü de alırsın, 35 e falan anlaşırsın ya normalde… Yok, dönüşü de alırsan, ki genelde geç saat olduğu için daha da pahalı olur, 28 frank falan verirsin, ellerinden öper 54 frank. Economies of scale olayını hamdolsun teğet geçmiş İsviçre’yi. Haa, peynir nispeten ucuz. Et de ucuz, ama domuz olanı. Yok at eti yiyeceğim, yok dana eti yiyeceğim dersen, işlenmiş etlerde kilosu 140 liraya kadar çıkıyor, abartmıyorum, şerefsiz gibi kilosu 99 franka et gördüm. Ben de onlara bir et önerecektim, ama bir kilo çekmez işte.

Çikolata çok lezzetli. Güzel bir truffle cı olan Sprüngli’den truffle almak isteyebilirsiniz mesela. Kilosu 180 frank civarında. LAN! Yeter kanıksadım heriflerin hareketlerini galiba. Elektronik falan biraz ucuz gibi ama, elektrik, su ve ısınmanın dahil olduğu yaşama masrafı, namı diğer aidat, namı diğer lebenkosten olarak ayda 260 frank falan veriyorsunuz ufak bir dairede.

Öğrenciyseniz saat 8de gün başlıyor. 8:30, bilemedin 9 gibi okuldasın, akşam en erken saat 5′te çıkılıyor, ki ondan sonra da mandatory ek ders koyuyorlar, en erken, ennnn erken 6 buçukta çıkılıyor. Akşam 9 buçukta çıktığım oldu sınıftan, ki dersler daha tam başlamadı. Eve gelince ayakta duracak hal kalmıyor insanda. Akşam 10 dedi mi gözler kapanıyor. Sistem insanı oluyorsun. Asap bozucu.

Daha da lanet ederdim, ama ara bitti. Bugüne 10 saat, evet 10 adet saat istatistik ve data dersi koymuşlar. Ben de onlara koyayım inşallah. Son 3 saate girerken kendilerine her an sövmeyi bir borç bilirim.

Çok. Bunu yazıp bırakmak isterdim, ama biliyorsunuz ki bir misyon adamıyım. O yüzden size birkaç güzel şey anlatacağım. İyi haberle başlamak da adettendir, o sebepten bu geliyor.

Öncelikle, İsviçre gerçekten güzel memleket. Yani uçakla geçerken, sokakta yürürken, bir tepeden baktığınızda, direk 3000 parça puzzle tadında bir görüntü yakalıyorsunuz. Gerçekten koşa koşa mangal almak, sucuk almak, ateşi harlamak, sucuğu korlamak istiyorum. Ama İsviçre’nin güzel bir diğer yanı olan temiz havayı korumak için bu tarz şeylere karşı önlem alıyorlar. Önlemler fena halde ayıplamakla huzuru kaçırmaktan 1 gün nezarethaneye girmek arasında değişiyor. Ama hava hakikaten çok temiz. İnsan öküz gibi uyuyor, uyandığında yataklardan fırlıyor, merdivenden koşup yorulmuyor vs vs.

Bu coşkuyu paylaşmak isterseniz, misal internetten paylaşacaksanız, o da bir başka güzellik oluyor, zira ülkenin hemen her yanı OpenWireless.ch adlı beleş internet ağıyla donanmış vaziyette. Talebe ve giren abazaların porno indirme katsayısına göre değişiklik gösterse de, halka her an beleş internet yaşatması, özellikle Iphone tarzı wireless canavarı telefon kullanıcılarını tatmin ediyor. Tabi Iphone da ülkenin bir başka güzelliği, zira 1200 franklık aleti bir kere 179 frank ödeyip, sonra ayda 39 frank ödeyerek alabiliyorsunuz ki biz buna Türkçede YİLİLİLİLLİ diyoruz. Haa yilili de burda bir güzellik, zira biraz değiştirip yolaleyiihiii derseniz adamların örf adetlerine uygun bir dağ şarkısı oluyor, alkışlayıp şapkanıza bozukluk frank bile atabilirler.

Bu ülke insana bakış açısı da getiriyor. Mesela çakısını alıp da sevinip artistlik yaptığınız Victorinox burda heryerde. Öğrenci mutfağımdaki bıçaklardan makasa kadar herşey Victorinox. Fena kesiyor şerefsiz gibi kesiyor, hem de hesaplı. Çakı isteyeniniz varsa sipariş versin ayrıca, gelince çakı veriyim. (HARHARHAR)

Daha ufak ufak birsürü şey var. Yağmur yağar su basmaz, çamur olmaz, ayakkabınız kirlenmez resmen. Sokakta arabalar yol verir, gece en karanlık sokaktan rahat rahat geçersin, korkun olmaz. Komşu gürültüsünden uyuyamamazlık çekmezsin, komşu 9 oldu mu sesini keser. Bunlar güzel şeyler.

Kötü şeyler de var, ama bir başka yazıya. Gece gece içim kararmasın di mi.

Yiit Out!

Zürih’te Sabahlamak

Posted by Yiit K. on Eyl-6-2009

Çok acaip bir gece daha geçirdim. Mezunlarla kaynaşılacak diye Zürih’e gidildi, kaynaşa kaynaşa bi hal olduk. Yetmedi, oradan çıkıp birkaç mekan gezdik. Yetmedi, gece İsviçre Toplu Taşıma Sistemi denen fenomenden asrın kazığını yedik, ki biz buna Harry Potter fenomeni dedik. Akşam 7′de Zürih’e ayak basan bünye sabah 7′de St. Gallen’e zor döndü, ayağının tozuyla da bunları size yetiştirdi.

Zaten düşüncelerdeyim. Acaba aldığı nefesi, yediği üzümü Facebook’una yazan adamlardan mı olsam, yoksa vakarımı korusam mı diye düşünüyorum. “Yiit is @ Zurich” veya “Woowww Nice Nite Out Guyzzz” tarzı statüslerden şimdilik kendimi korudum, ama ben de dünyevi ihtiyaçları olan bir insanım. Sanırım yakında üniversiteye yeni girmiş kız statüsleriyle süsleyeceğim feyzbuku.

Ha bu arada burası hakkaten soğuk. Bu gece nefeste buhar olayını ilk defa yakaladım. Ayrıca dün dağlara ilk kar düştü. Haa bi de şu anda kalorifer yanıyor. Hayır, takvim farklı değil, burada da 6 Eylül yaşanıyor, sadece biraz farklı bir boyutta.

Neyse. Detaylar sonrasında, az biraz uyumaya çalışayım. Ciao, Tschüss, hatta hayırlı geceler.

Fondue Beizli

Posted by Yiit K. on Eyl-3-2009

İsviçre’ye geleli bir hafta oldu, ve tabii ki ufak ufak gezmeler başladı. Sankt Gallen ufak bir şehir, ama çok fazla mekan var. 6 sandalyesi 3 masası olan mekan yapmış, elalem de gitmiş oradan bira içmiş. Sonuç şu ki, geleli bir hafta olmasına rağmen anca fondü yiyebildim.

Fondü ne diye soracak olanlara Google derdim normalde, ama boş vaktim var. Fondü, ki yanlışım olabilir zira ben kendim Googlelamıyorum öyle bir eşşeğim, belli bir çeşit İsviçre peynirinin içine şarap, belli baharatlar vs. katılarak ufak ufak eritilmesine, sonra da altı ateşli bir ocakta servis edilmesine verilen isim. Daha sonra küp küp kesilmiş ekmek parçaları, babycorn (ufak mısır) ve mini mini kornişon tarzı sebzeler batırılarak yenen bu yemek, özellikle benim gibi peynir seven insanlarda halelüyaaa hissi uyandırıyor. Ayrıca et fondü de var. Masaya önce çiğ etler ve şişler geliyor. Sonra ortaya konan kaynar haldeki yağ kabına etler indiriliyor ve istenen pişme süresinden sonra çıkartılıyor. Tabi bir de sonda gelen çikolata fondü var ki, dün akşam Allah’tan gelmedi, zira çatlardım.

İzmir’de yediğim fondülerin yanısıra, burada önce salata geldi. Salata, taze semizotlarının üzerine pişmiş yumurta sarısı, çok ufak kruton ve bacon parçaları konularak süslenmiş. Ramazan dolayısıyla bacon parçalarını ayıkladım, ki geri kalan salata da oldukça lezzetliydi. Daha sonra masaya pilav, kızarmış patates, 5 çeşit sos ve fondüler geldi. Fondü acaip lezzetliydi, ama MeGu karşimle İzmir’de yediğimden çok da ayrı dünyalarda değildi, hatta aynıydı. Buradan çıkaracağımız sonuç, İsviçre’li adam İsviçre peynirinden yaptığı sürece fondü her yerde aynı fondü. Et fondü de güzeldi, ama çok güzel değildi, zira ocaktaki alev yetersizdi, eti uzun sürede pişiriyordu, ki fondü için ölümcül günahtır bana göre. Ya da ukalalık ediyorum, bilemem.

Ramazan ve rejim dolayısıyla bira içmiyorum, ancak çok çok güzel bira servis ediyorlar. Bardaklar şahane, ortam inanılmaz, 7 milletten 10 kişi toplaşınca da bira iyi gidiyor açıkçası. Ramazan sonrası biraz çıldırmayı planlıyorum açıkçası. Yarım litrelik bira başına 6 frank alıyorlar, yani fiyat da normal düzeyde. Ama beni benden alan şey başka. Evden çıkarken hava günlük güneşlik olduğu için nubuk ceketimi giydim. Mekana gittikten bir saat sonra sağanak yağmur başladı. Çıkışta, bari ceketi koyayım da yağmurda mahfolmasın diye torba istedim. Kız direk çıkarıp şemsiye verdi. “Sonra getirirsin” diye şemsiyeyle saldı beni. Takdir, tebrik ve teşekkür ettim. Bugün de geri götürdüm şemsiyeyi, o bana teşekkür etti. Al gülüm ver gülümde yeni seviyelere eriştik kızla.

Gelirseniz gider yeriz canlar. Gelmezseniz ben daha Hintlidir Çinlidir bi ton adamla fondü yerim buralarda.