Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for Aralık, 2009

Yeni Yıla Binaen

Posted by Yiit K. on Ara-30-2009

Öncelikle yeni yılınız şimdiden kutlu olsun. Her ne kadar her gün bir yazı konseptine yeniden giriş yapmak istesem de, gerek sevgilinin gelişi, gerek yeni yıl, beni bu aralar buralardan uzak tutabilir. O sebepten şimdiden yeni yıl diyeyim, ve çemkireyim.

Yeni yıl, eski yıl, sevgililer günü tarzı günleri saçma buluyorum, çok kapitalist buluyorum, ve genel olarak insanları mutlu ettiği kadar mutsuz ettiği için de adaletsiz, hatta vicdansız (cruel demek istedim, vicdansız geldi aklıma) buluyorum. Şimdi, insanları çok eğlenecekleri vaadiyle kandırıp, normalde zaten pahalı olan yerlere 3 misli para ödeten, sonra eğlenemediğini farkeden insanlara normalin 3 misli içirten, kavgalara, sarkıntılıklara, rezaletlere sebebiyet veren bir gün yılbaşı.

Ben yılbaşlarında belli bir ayini takip ederim. Yeni yıla aile ile girerim, her ne kadar sıkıcı olsa da, çünkü bence gerçekten klişe de olsa, aile çok önemli. Aile öpülüp de yeni yıla girildikten sonra da, yüzde 99 ihtimalle kanka MeGu’nun dahil olduğu bir ev partisine giderim. Zaten yılbaşı günü dışarı çıkıp o rezaleti çekmek için ekstra para vermeye gerçekten soğuğum.

İnşallah bu sene de böyle benzer bir planım var. Aile ile yılbaşına girip sonrasında Çeşme’de sokak partilerine kaçmak gibi. Yağmur yağmaz, herşey de yolunda giderse çok başarılı bir program olacak gibi geliyor bana. Sizlerle de paylaşırım inşallah.

Yazıya başlamam ile bitirmem arasında 2 saat var bu arada. O derece bir konsantrasyon eksikliği yaşıyorum. Sürçü lisan edersem affola, ya da affolmaya, yansın alem anasını satim.

Ve İzmir

Posted by Yiit K. on Ara-28-2009

Daha önce ufaktan bahsettiğim gibi, noel ve yılbaşı tatillerinden faydalanarak kendimi İzmir’e attım. Bilmiyorum diğer şehirlerde de böyle mi, ama İzmir’de doğan, büyüyen biri, nereye giderse gitsin, ister Playboy Mansion’da yaşasın, ister fezaya çıksın, hep kalbinin bir yerinde İzmir’i taşıyor.

Geldiğimden beri çok şey yedim, ki buna Denizli’ye gidip 5 kişi tarafından yenilen 4 kilo 700 gram Denizli Kebabı da dahil. Bu 5 kişiden biri yengeniz, biri ise vücut yağ oranını günlük takip eden biri desem, benim nasıl yediğim ortaya çıkar sanırım. Hala kestirmeli tandır yiyemedim, asburger de yiyemedim, ama yakında diyorum. Aslında bir süre birşey yemesem daha iyi olacak, balkon çıkıyor resmen.

Birşeyler yazma alışkanlığımı tamamen yitirdim gibi. Başlamak istiyorum. Bundan sonra günlük yazarım bir süre daha. İşin komiği, malzeme çok ama oturup beyni dökecek konsantrasyon seviyesi yok. Günlerimi tatlı bir boşlukta geçiriyorum, bozmaya da niyetim yok ama, yine de biraz zorlamaktan zarar gelmez bence.

Bakalım önümüzdeki günler ne getirecek? Yiit K. sözünü tutabilecek mi? Hepsi azzz sonra!

İzmir İzmir

Posted by Yiit K. on Ara-22-2009

Geldim. Gördüm. Yenmedim ama yedim. Geldiğimden beri türlü lezzetler tadıyorum. Kısa yazıyorum, zira yeni uyandım, ama tavsiyem şudur ki, asla yurtdışından yeni gelmiş bir arkadaşınızı ilk 2 gün falan görmeyin, özlenen her lezzet sarımsak soğan ağırlıklı oluyor. İnsan leş oluyor be!

Gideyim de bi KFC yiyim bari.

Duşta Su Ayarı Yapmak

Posted by Yiit K. on Ara-17-2009

Arkadaş, derlerdi ki İsviçre’ye kapağı at, vizyonun genişler, dünya adamı olursun. Haklı adamlar, gerçekten vizyonum genişledi. Misal, ben duşta bi sıcağı bi soğuğu açıp, 15 dakkalık duşun 5 dakikası küfrede küfrede su ayarı yapan bir adamdım Türkiye’de. İsviçre’ye geldim, burada da 5 dakikan su ayarıyla geçiyo lan! Ben sanırdım ki hani bize özgü sorunlardan bu. Değil arkadaş, bak vizyonum geniş benden duy, değil.

Geçen duşta yine, sıcak açtım ıstakoz oldum viiiiiyy diye bağırdım, soğuk açtım penguen oldum kanat çırptım, sıcak soğuk sıcak soğuk derken Homer Simpson’a döndüm canına yandığımın duşunda. Asap bozucu, küfür ettirici, hijyenden tiksindirici bir durum. Resmen düğmeye bassan, senin sevdiğin sıcaklıkta ayarlasa duş, ver Allah ver yapsa suyu hoş olmaz mı? Kesin manyak firmaların 12,450 euroya falan böyle sistemleri vardır da, o parayı versem temizlenmez ruhum.

Bu salak su şeyi ekonomide bile yer buluyor kendine. Mesela yapılan ayarlamaların her zaman geç devreye gireceği, ve tam işe yaramayacağını anlatan en iyi örnek duş suyu örneği.

Bu kısa ama lezzetli örnekten sonra bitiriyorum yazıyı. Yazı boyunca her örneğe ördek yazıp sildim, salak mıyım, yoksa duş mu çok sıcaktı anlamadım.

Vak vak.

Arada Kendini Şımartmak Lazım

Posted by Yiit K. on Ara-7-2009

Hasta olup da bi haftaya yakın evden çıkmadan, hatta genel olarak yataktan çıkmadan vakit geçirirsen, sonunda kendini dışarı atma ve kendini şımartma ihtiyacın tavan yapıyor. Misal, tüm bitkinliğime rağmen yarım saat evden çıkıp Marketplatz’ı gezmeyi gözüm yedi sonunda. Hava şahane, her taraf kar ama rüzgar veya bulut yok, pırıl pırıl gökyüzü, bembeyaz çatılar, büyülü bir yer oluyor burası böyle zamanlarda.

Bu muhteşem cumartesi günü azcık alışveriş yaptım. Azcık dediğim, bir senedir PS3 sahibi olmama rağmen sahip olmadığım kült oyun Grand Theft Auto IV’ü satın aldım. Artık eski bir oyun olmasının faydasını gördüm, indirimde aldım oyunu. Ayrıca biraz da çikolata aldım. Genel olarak stok tazelemek açısından ufak çikolatalar aldım. Ve kendimi şımartmak için de Lindt’in Assorties serisi altında piyasaya sürdüğü trufflelardan aldım. Truffle, hem pahalı bir mantar çeşidi, hem de genelde markaların en pahalı çikolata çeşidi oluyor. Genel olarak, egzantirik dış görünüş yapıp içini de tamamlayıcı bir çikolata – krema – dolgu ile doldurulması sonucu dünyaya geliyor bu çikolatalar. Lindt de saygıdeğer bir üretici. En üst markete artık Sprüngli markasıyla hitap ederken, seri üretim ve nispeten daha “hesaplı” Lindt” markasıyla da benim gibi kendini çikolatayla şımartmaya çalışan ve çikolatanın kilosuna 180 frank vermek istemeyen hanımlara hitap ediyor. Evet karı kılıklı oldum, çikolatayla kendimi şımartıyorum.

Sonuç olarak 2 günde 5er parçasını yiyip kanına girdim bu kutunun. Hakkını verdim diyebiliriz. Şöyle de bir olay var hakikaten, kaliteli de olsa tablet çikolatadan eşşek gibi yiyeceğine 3 5 tane truffle yemek daha tatmin edici, ve daha şımartıcı oluyor. Tavsiye edilir.

Çiirz.

Burada bayramlar ne kadar alakasız kalıyorsa, noeller ve yılbaşı da o kadar coşkulu kutlanıyor. Geçtiğimiz haftadan beri şehir merkezine ahşap “kiosk” denen, Türkçede stand olarak yer bulan, ki böyle yer buluşa sokayım affınıza sığınarak, birçok satış yeri kuruldu. Bu ufak ahşap yerler salak dekoratif noel heykelciklerinden “Türk Balı”na, bilimum garip malzeme içeren karışık çorbalardan enteresan alkollü sıcak içeceklere kadar birçok şey satıyor.

Şimdi size tanıtacağım 2 şey var, çünkü tüketmeden ahkam kesmek benlik değil pek. Öncelikle bi çorba var, Gerstensuppe diye. İçinde arpa, et suyu, ufak bacon parçaları ve bilimum şey var. Yanında da, klasik İsviçre işi büyük bir dilim ekmek veriyorlar. Ekmekleri lezzetli bu arada buranın, ama ben hala ekmek sevmiyorum.

Diğer şey ise, sıcak çikolata içine rum, üzerine de krema konularak hazırlanan bir noel içeceği. Konsept güzel, ama lezzet olarak sınıfta kaldı benim gözümde. Adını unuttuğum, ama Heisse Schokolademit Alkohol şeklinde şahane isim taktığım bu içecek, acaip alkollü, o konuda hakkını vereyim, ama çok da sıcak değildi. Ayrıca çok lezzetli de değildi. Aynı şeyi içen Alman arkadaşlar da “bunu almamız iyi oldu, en azından önümüzdeki ay ne içmeyeceğimizi biliyoruz” dediler, hoş bir bakı açısı diyelim kibarlık edelim.

İçimde kalan şey ise, ortaya konulan eşşek gibi kazanda kaynatılan, sanırım Blauwein mıdır o tarz bir adı olan noel şarabı. Kırmızı noel patiği şeklinde bardaklarda servis edilen bu içeceği ne yazık ki tadamadım henüz. Ama önümde daha 3 hafta var, inşallah tadarım değil mi dostlar..

Ha bi de gribi sanırım burda kaptım.

Ha galiba gribi de burada kaptım. Hadi bakalım.

Domuz Gribi Oldum

Posted by Yiit K. on Ara-1-2009

as 002

Sıçtığımın Avrupasında modaya uyup domuz gribi oldum. Dün sabah başlayan, bronşitimsi hastalık, ateşimin yükselmesiyle beni hastanelik etti. Domuz yemem, domuz sevmem, gel gör ki domuz gribi oluyosun işte. Türk ve müslüman olarak domuz gribi olmayı, erkek olup meme kanseri olmaya benzettim. Hani saçma birşey, kanserin komik bir tarafı yok ama meme kanseri olan erkeklerin utanması gibi saçma bi istatistik var. O hesap, domuz gribi olmanın verdiği dayanılmaz ebleh bi his yaşıyorum.

Hastaneye gittim. Hastanede kuyruk yok, kalabalık yok. Oh dedim ne ala. Ama içeri alındın mı, 20 30 dakka ilgilenen de yok. Doktorlar önünden geçiyor, suratına bakan yok. Acile gitmişsin, ateşin var, insan bir ateş, tansiyon ölçmez mi la! Ya havale geçiriosam, 20 dakika fazladan ateşe maruz kalmak beynimde hasar bıraksa bunun vebalini kim öder? Tahminen eşşek gibi tazminat alırım ama mahkemede “nigeeggh” diye gezdikten sora gelcek parayı napayım.

Neyse, ufak bilgi de vereyim. H1N1 denen influenza oluyor bu domuz gribi. Büyütüldüğü kadar birşey değil aslında, ama normal gripten biraz daha ağır geçiyor. Bana bakan doktor da domuz gribi olduğunu, çok kişinin bu hastalıktan muzdarip olduğunu, ama bu konuda birşey yapılamayacağını söyledi. Ha, hakkını yemeyelim, çok kafa bir doktordu, hatta benimle ingilizce konuşma nezaketini bile gösterdi.

Velhasıl, önümüzdeki 4 5 gün evdeyim. Bu da işin artı tarafı heralde. Ders çalışırım tabi, napıcam başka. Film falan da izlerim ya, ne yalan söyliyim. Ha bi de blog yazarım, eşşekliğin alemi yok artık.