31 Ocak 2010

Temizlik

Evi temizliyim dedim arkadaş. Ne pis birşey yahu! Hani hakikaten pis, 50 metrekare evden 3 torba çöp çıkmaz di mi? Hani biraz daha yaşlı, emekli memur falan birşey olsam, çöp evde bulurlar beni, böyle gazete bloklarını bokla sıvarım, ev içinde kerpiç ev yaparım. Neden böyle bir giriş yaptım? Zira tüketici değil üretici bir pazar günü [...]

Filled Under: Serbest Dalış

30 Ocak 2010

Plants Vs. Zombies

Bu aralar, boş vaktimin fazlalığı, dışarıdaki karın hayvaniliği ve dersler yüzünden ev insanı oldum. Ev insanı olmanın getirdiği şeylerden biri de, takdir edersiniz ki oyun oynama sevdası. Eski aşk Dota başta olmak üzere, birkaç yeni sevdaya düştüm. Bunlardan en acaip yaratıcı, ve kolay ulaşılabilir olanını size aktarmayı da bir şeref, bir görev, bir hööyk bilirim. [...]

Filled Under: Oyun

Dün yazacaktım bunu, ancak nassı zor geldi nassı zor geldi, eve geldim, Al Bundy gibi çöktüm koltuğa, ama TV izlemek yerine DOTA oynadım. Bir de basiretsizlik, 5 oyun atıp birini zor aldık, onda da sinir krizi geçirecektik zaten. Neyse, Skype ile dota attığımız maceralar başka bir güne. Bugünkü konumuz kar. Kar, havadan yağan, katkısız ve [...]

25 Ocak 2010

Skype Candan Öte

Gavur ellerde insan arkadaşla, eşle dostla görüşmek istiyor. Aranmak, aramak istiyor. Hadi gözünü karartıp 2 3 sen aradın, konuştun, ses duydun. Elalem göt olmuş arkadaş, aramaz, burda türksel avea parası verir arar, ama yurtdışı sanki çok pahalı gibi aramazlar. Canları sağolsun, taş yerinde ağır, elalem dışarlara gitti mi ben ararım, ayrı mesele. Ama herkes ben [...]

Filled Under: Serbest Dalış

24 Ocak 2010

Cumartesi Cumartesi Okula Gitmek

Ben devlet üniversitesinde okudum. Devlet üniversitesinde, bırak haftasonu okulda ders olmasını, genelde derslikler falan bile açık olmaz. Baya kapı kilitlidir, sınıfta defterin kalırsa sıçtığının resmidir yani. Özelde okuyan arkadaşlarımın “off yeaa bu cumartesi akşam 6ya sınav koymuşlar” laflarını hep dalga geçme aracı olarak kullandım. Tefe koydum, taşşak geçtim, sınavlara girilmeden 10 dakika önce Sir Winston’da [...]

Filled Under: Serbest Dalış

21 Ocak 2010

Kobe Sığırı Yedim

Cana can veren blog okuyucuları. Az çok biliyorsunuz, ya da blogu takip ediyorsanız öğrendiniz ki ben yemek yemeyi seven biriyim. Hele bu yemekte et varsa oldukça hastası olan biriyim. Et yemeyi seven biri olarak, artık efsaneleşmiş Koba Sığırı lafını duydukça donut görmüş Homer Simpson gibi gğağağağağa yapıcaktım neredeyse. Dün benim bağyanla yaptığımız, artık resmen klasikleşen [...]

Filled Under: Mekan, Yemek

20 Ocak 2010

Sabah Sabah Temizlik

Eğer aylaksan, ve sevgilin geleceği halde temizlik yapacak vakit yaratamıyorsan, ve sevgiline de “hayatım evi bok götürüyo ama noolur kusura bakma” diyorsan, o da tamam napalım kader diyorsa, ama yine de için rahat etmiyorsa, sabah 7de kalkıp temizlik yapmak gibi bir durumla başbaşa kalıyorsun. Tatsız mı tatsız bir durum, hatta vaktinin kalmadığına delalet eden saat [...]

18 Ocak 2010

İsviçre’ye Geri Döndüm

Beklediğimden uzun bir tatilden sonra İsviçre’ye geri döndüm. 19 Aralık’ta adım attığım şehrim İzmir’den 16 Ocak’ta ayrıldım. İşin geyiğine kaçayım, ehüehei bi senedir İzmir’deyim diyeyim bari. Uzak kalmışım yazmaktan. Eğlenceli birşeyler yazayım istiyorum. Yazayım o halde. Hostesleri seks objesi olarak görüyorum mesela. Anlatılan hikayelerden midir, dar alandaki kısa paslaşmalardan mıdır, madem ki hostes, istemeden vermeli [...]

08 Ocak 2010

Kayekkad Derneği

Dün karşim MeGu ile geyik yaparken böyle bir dernek aklıma geldi. İşin komiği, kulağıma gerçekten ciddi bir dernek adı gibi gelen bu harf sinsilesi, aslında Kaymaklı Ekmek Kadayıfının ilk hecelerinden başka birşey değil. Aslında çevremizdeki birçok karizma şirket ismi, bankalardan ufak dükkanlara kadar, böyle ufak salak lafların kıçı başı alınarak yapılıyor. Şaşırtırı olanı da, bu [...]

Filled Under: Serbest Dalış

05 Ocak 2010

Zamanın Göreceliliği

Hayatta dört gözle beklediğiniz şeyler vardır. Mesela, sipariş ettiğiniz DVD’lerin kargosunun gelmesi, ya da sömestır tatilinin başlaması, sevgilinin gelmesi gibi. Ve zaman o kadar puşttur ki, beklerken her an, her dakika sanki derinize, beyninize sürterek geçer. Anın geçişini hissedersiniz, herşey sanki Max Payne’deki gibi slow motion geçer. Ve o an gelir. Beklenen an, özlenen olay, [...]