Hani annelerin babaların gözünde hep çocuk kalırmışız ya. Bize, en azından bana ve birçok yakın arkadaşıma hala çocuk gibi uyarılar yaparlar ya o yüzden, yok dikkat et elini kesersin, dökersin falan gibi. Enteresan bir fenomen gibi gelmiştir bana hep, ve manasız gelmiştir, sanki hayata ayak uyduramamak gibi. Bugün itibariyle farkettim ki, bu sadece anne babanın [...]
Yemek pişirmeyi de yemeyi de seven biri olduğum, beni azıcık tanıyan kimseyi şaşırtmayacaktır heralde. Evde yaptığım enteresan yemekleri ise özellikle seviyorum, çünkü hem kendi ağız tadıma göre ayarlayabiliyorum, hem de birilerinin kirasını ödemek yerine kendi evimde inanılmaz iyi ve bol malzemeli fantastik şeyler üretebiliyorum. Sevdiğim biri veya birileriyle bu coşkuyu paylaşmak da cabası. Geçenlerde Melke [...]
Alaçatı, İzmir’liler için biraz efkarlı bir yerdir genelde. Çok değil 10 sene önce bildiğiniz ahır, köy evi falan olan yerler, şu anda milyon avrolar eden birer rustik malikane oldular. Bahçe malzemesi, veya domates biber gibi şeyler almaya pazarına, ya da naylon barakalardan yola çıktığınız rüzgar sörfü yapılan koyuna gidilen enteresan, bakir bir yerdi burası. Artık, [...]
İnsan şehrini de ailesini de çok özlüyor sanırım. Çok güzel bir 5, sürprizli de bir 6. gün geçirdikten sonra döndüm İstanbul’a. Çeşme, Alaçatı, hele ki evim, hele ki ailem, hele ki köpeklerim. Son anda beklenmedik sebeplerden bir gün de gecikince neredeyse bir haftaya bağlıyordum kalışı. E bu bir hafta zarfında gerek internetin göçmesi, gerek de [...]
Şimdi sizlere, bu aralar Melkem ile favori kahvaltı yerimizden bahsetmek istiyorum, deminki yazı hiç olmamış, yaşanmamış gibi. Şimdi Sarıyer’e yakın bir yerde yaşıyorum. Denize 200 metre falan, sağı solu orman (ve bir kısım da çingene mahallesi) bir sitedeyim. Takipçilerim ve arkadaşlarım da bilirler ki, yemek yemeyi ve yürümeyi çok seven bir bünyeyim. Melkemi de çok [...]
Ki bence Kafe, hatta Emek Kahvesi’dir buranın adı. Zira, tarihiyle, eski usüllüğüyle bu kadar övünen bi yerin Cafe olmasını beklemem ben. Ancak başlangıcın aksine, ben buranın hastasıyım. Birkaç cümle ve enter daha yapsam Yılmaz Özdil sanacak beni insanlar… … Sanarlar…. …. Lan yazamıyorum! Ciddiyeti kaçtı yazının! Sokarım böyle işte ya. Sil baştan alıyoruz tornistan.. Tan…. [...]
Türkiye’desin. Dükkan açacak paran var. E ama hiç mi bi düşünebiliten yok? Hiç mi bi can arkadaşın panpan yok uyarmıyolar mı seni, Türkiye genco buralar, bu nası okunur biliyo musun sen demediler mi sana? Yani mesela vitamin barı açacaksın, diyosun portakal suyu falan satarım, C vitaminine boğarım insanları, e dükkanın adı “C-Kick” olsun mesela diye [...]
Çok arada kaldım bu yazıyı yazarken çook.. Yani aklıma birbirinden kötü espiriler, laf cambazlıkları, şakalar komiklikler geldi başlıkla alakalı, ancak içimdeki gazeteci, şok edici başlıktan yana karar kıldı. Alternatif olarak “Masayı Doughnut’tık” kullanacaktım, yazdım da ama son anda kaybettik güzelim başlığı. Hayvan Kuzen ile beraber (güzel isim, zira o da benden bahsederken Hayvan Kuzen diyebilir, [...]
Orta bir miydi, yoksa orta iki mi… Tam hatırlamıyorum açıkçası ne zaman ilk PC alındı evimize. PC diyorum, çünkü benim için bilgisayar Amiga’ydı o zamanlar. Ben doğdum doğalı evimizde olan, abim arkadaşlarını falan getirdikçe Sensible World of Soccer oynadığımız, kuzenime ve bana ilk nicklerimizde esin kaynağı olan Super Frog gibi oyunlarla joystick kırmalara doyamadığımız, olmayan [...]