Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for the ‘Hatıralar Tarihi’ Category

Monkey Island Serisi

Posted by Yiit K. on Tem-16-2009

Herkesin hatırlayınca gülümsediği oyunlar vardır. Herkesin hatırlayınca “breh breh ne oyundu bee” dediği oyunlar vardır. Bir de herkesin hatırlayınca toplaşıp kahkaha ata ata hakkında 2 saat konuştuğu oyunlar vardır. Monkey Island serisi bu son gruba giriyor.

Öncelikle belirtmek lazım ki, Lucas Arts’tan evliye olmasa bile avluya sokun. Adamların yaptığı her oyun, çevirdiği her film kayda değerdir, eğlendiricidir ve tarihte yerini alır. İşbu oyunda, ana karakter Guybrush Threepwood adlı çiroz ve sevimli bir korsancığı yönetiyor, sevgilimiz Elain’i kötü zombi korsanlardan kurtarıyoruz, porselenden nefret ediyoruz ve bir kurukafayla kanka oluyoruz.

İlk iki oyuna aslında çok hakim değilim. 3. oyun olan The Curse of Monkey Island’ı ise heralde 5 kere bitirmişimdir. Hatta ilk bilgisayarı aldığım zaman ilk aldığım oyunlardan biriydi. Deliler gibi oynamış, kahkahalar atmış, tekrar oynamış, tekrar kahkahalar atmıştım.

Niye yazıyorum bu yazıyı, ve niye oyuna direk yoğunlaşmıyorum? Zira amacım oyunu incelemek değil, size, daha doğrusu Monkey Island yazısını okur okumaz sırıtmaya başlayan kesime güzel bir haber vermek. Serinin önceki oyunlarından The Secret of Monkey Island yeniden piyasaya sürüldü. Daha doğrusu, oyun inanılmaz bir şekilde yenilendi. Sahne sahne yeni grafiklerle aynı görüntüler çizildi, ve eskiden balonla çıkan konuşmalar, efsane dublaj ekibi tarafından seslendirildi. Muhteşem bu oyunu ister DVD olarak satın alabiliyorsunuz, ister para karşılığı sitesinden indirebiliyo…. ahahah para karşılığı indirmek nedir arkadaş, manyak mısınız siz ya. Aramızda Manhattan’lılar mı var arkadaş, kim 35 dolar verir de oyunu indirir ahahaah. Para verip indiririm diyosan da git indir, bana da yazma parası yolla 20 25 artık gönlünden ne koparsa ahah..

Neyse. Şaka bir yana, ilerde patlar diye korkuyo insan, o yüzden belirteyim ki korsan oyuna karş…. ahahah bak yine ya. Değilim abi niye karşı olayım, sen emek ver, o oyuna Türkçe menü hazırla, Türkçe altyazı koy seslendirmelere, bana bir hizmet ettiğini hissettir, ben de sana para veririm. English Française Deutsch falan yazmak iyi ama Türkçe yoksa 35 dolar yok.

Oyun hakkında inanılmaz beklentilerim var. Oynayınca düşüncelerimi de yazacağım, sadece sabredin bebişlerim.

Bodrum Rehberi: Barlar Sokağı

Posted by Yiit K. on Tem-6-2009

Baylar bayanlar
Şu görmüş olduğunuz blog her derde devadır. Mekanları gezenleri hatıralara daldırır, gezmeyenlere ipuçları sunar.
En iyi blog budur. Dünyanın bütün ünlüleri bu blogu okur. İngiltere Kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Beckenbauer, kaleci Mayer, Nadyo Komanaçi, Biricik Bardo, Fenerbahçeli Cemil…

Hangi filmden bahsettiğimi anlayanlara +5 puan veriyorum.

Bodrum denince Barlar Sokağı gelir akla. Aslında şu sıralar eskinin acıklı bir yankısı gibibu sokak. Ben bacak kadarken inerdim buraya, sağ sol ön arka bardı, yürürken sağır olurdunuz. Zaten yürümek de başka bir dertti, çok keyifli bir dert ama. Düşünün ki bu sokak, görülmeyen bir çizgiyle tam ortadan bölünsün. Girenler sağdan, çıkacaklar ise soldan, ama nasıl bir kalabalıkta, nasıl ağır ve sıkışık adımlarla yürüsün. Yer yer taciz edilen güzel kızlardan, ve taciz edildiğini iddia eden kazulet kadınlar veya travestilerden çığlıklar yükselsin… travestiler jilet falan da yükseltiyorlardı sanırım, çok zengin bir şehir efsanesi arşivim var bu konularda.

Neyse. Bir masal gibi geliyor artık… Bir varmış bir yokmuş… Barlarla dolu bir sokak varmııış. Ama zaman içinde kirayı yükselten fırsatçılar ve işi bilmeyen ebleh işletmeciler yüzünden barlar birer birer batmaya başlamıııış. Barlar batınca da yerine çakma lakostçular, abidik gubidik bijütericiler ve dericiler falan açmııış. Barlar Sokağı olmuş mu çakmacılar ve tek bir bar sokağı… Vay anasını.

Neyse ki hala bazı demirbaşlar duruyor. Veli’s olsun, Hadigari – Yettigari olsun, Körfez olsun, ki Körfez hakkaten olsun, hep olsun, ben 30 sene sonra da gideyim yine olsun, daha ilerlersek Red Lion, daha da ilerlersek Mavi ve Halikarnas da duruyor. Eski de duruyor Meyhaneler Sokağı’nda.

Şimdi birkaç görüş, tecrübe ve tavsiye

- Bariz birşey tabi bu ama, asla emin olmadığınız dükkandan alışveriş yapmayın. Hemen herşeyin sahte olduğu bir yerdesiniz, ona göre hareket edin. Zaten “AaaAAaa Prada çanta hem de 70 lira yuppiii” diyecek birinin bu blogu okuyacağını sanmıyorum. Okuyorsa da sağ üstteki büyük çarpıya tıklasın, evine Chanel gözlük yolluyor Microsoft.

- Gezin. Yürüyün. Tadın. Tek mekancı olmayın. Bodrum’un güzelliği ordan çıkıp oraya girmek, fareler gibi gezinmektir. Eski’ye gidin, 4 liradan tekila shotlayın. Çıkın Kule’ye gidin, rock dinleyin. Zaten Körfez’e devamlı gidin, Enjoy The Silence dinleyin, Love Is A Shield dinleyin ve beni hatırlayın.

- Yiyin. Burada yemekler güzeldir. Azmakbaşı’nda Şirin’in yerinden KESİNLİKLE sebzeli döner yiyin. Çemen sosuyla yapılan bu döneri tatmayan pişman olur. Yine Azmakbaşı’ndan, yani Barlar Sokağı’nın biter gibi olduğu, eskiden Mc Donalds ve Burger King’in olduğu ufak köprülü yerden yukarı verin kendinizi, camiden sola dönün ve kokoreççi abimizde bir bar çıkışı klasiği yaşayın. İster İzmir ister İstanbul işi.

- Resim çekin. Ben çekmem, pek anlamam da. Ama bu sefer çeken biri vardı yanımda, ki Japon klasmanında çekiyordu yani, “aa kapı” “oo sünger” tadında, dakikada 20 poz falan. Güzel hatıralar kalıyor geride, çekin aslında.

- Sevişin. Sevişemezseniz de ihtimalleri deneyin. Deneyecek kimse yoksa da orası Bodrum değildir, ilk dükkandan adres sorun Bodrum’a geçin.

En uzun yazım oldu. Keyifle yazdım ama. Siz de keyifle okudunuz. Hadi sıra öbür yazıda o zaman.

PS (Perfect Storm yani): Resimdeki sünger satan ablanın adı Güler. O da Azmakbaşı’nı az geçince, okulun duvarının orada kuruyor standını. Kendisi ATV’ye çıktığını söyledi, hatta “hatırladınız mı” şeklinde sordu. Evet dedim, mutlu olsun, çünkü gerçekten iyi bir insan. Bize güzel bir sünger gösterip tanıtmak için 5 dakika uğraştı, almayacağımızı peşinen söylediğimiz halde.  Ablacığım adını yanlış hatırlıyorsam, bana hatırlatabilecek tek bir kişi var da, o ne ara okur burayı Allah kerim.

Konsey

Posted by Yiit K. on Haz-11-2009

abz1 abz2 abz3
Eveeet, 30 yazı geride kalmış bile sevgili canlar ciğerler. Bu mukaddes, mübarek, müthiş yazıyı ancak tek bir teşkilat için yazabilirdim. ACI ‘03 ABZ Konseyi. Şimdi bu başlığı okuyunca kiminizin yüzü gülecek, gözleri parlayacak. Kiminiz de bu manyak ne diyor yahu diye bakacak. Anlam veremeyenleriniz olabilir, ama yazmam şart =) Bir yükümlülük omuzlarımda. Ayrıca direk ortaokul lise anıları olduğu için iğrenç bir dil de sizleri bekliyor.

Tarihçeyle başlayalım. Ben ve birkaç arkadaşımın öğle yemeklerinde, Green Hall’un oralardaki banklarda yemek yiyip geyik yapmamızla bir oluşuma gidildi. Vaktiyle 3 4 kişi olan grup, benchlere sığmaz oldu. O sebepten hem rahat oturulabilecek, daha çok ABZya verilebilecek, hem de yiyeceklere daha yakın olduğu için Co-op ın arkasına taşındık. Artık bir grup değil güruhtuk, birer birey değil birer mürittik.

Yıllarca, yıllarca ve yıllarca orada yemekler yedik, düşününce inanılmaz yani. Yeri geldi bir ekosistem olduk, yolsuz kalıp konseyimize uğrayan, eşin dostun kumpir kabuklarını yiyenlerimiz oldu. Yeri geldi, Thiefs Guild olduk, soğuk sandviçleri yanlayıp yanlayıp eşe dosta dağıttık Robin Hood gibi. Veysiden alıp fakire verdik yani. Yeri geldi serbest düşünce ortamı oldu, mal mal mevzular saatlerle tartışıldı. Yeri geldi borsa oldu, “abi şuna kaç para verirsin” “abi bak şimdi 1 milyon dolar veriyolar bi kere olur mu?” tarzı piyasa yoklamaları yapıldı, nice şeye fiyatlar biçildi. Tek bir ses, tek bir nefes olduğumuz da çoktu. Misal, “se**** mu ey** mi” sorusuna hep bir ağızdan EY** diye bağırmadık mı konseyciler!

Durup dönüp de bakınca, o kadar çok hayvanlığa imza attık, o kadar çok eblehlik yaptık ki, heralde hakkını vermem için yazı dizisi yazmam lazım. Yani yağmurlarda bile gittik oralarda şemsiyeler altında “abi şimdi ancelina coli geldi ama önce mesut bey diyo” tarzı laflarla öküzler gibi güldük ki, hala “şimdii” diye başlayan cümlelerde güler kalırım. Yani büyüdük de ne değişti? Hepimiz birşeyler yaptık, yurtdışlarına gidenlerimiz var, iş güç sahibi olanımız doluyla. Ama yine bir araya geldik mi, yine bir yerin çevresine oturduk mu, bir anda gözler parlamıyor mu? O hınzır sırıtış başlayıp yaz yangını gibi yayılmıyor mu suratlarda? Unutmadık, unutturmayacağız !

Daha da birsürü resim ekliycem. Eski hard disklerimi falan buldum o derece, İstanbul gezisinin birsürü korkutucu belgesi ortaya çıktı. Şimdilik resimler Facebook grubuna Avni kardeşim tarafından eklenmiş, her biri birbirinden korkutucu resimler. Sonuncu da nargileden sorumlu üye Canyakara ait galiba.

Konu bitmeden son bir şey sorayım. Şimdii…..