Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for the ‘İsviçre’ Category

Türkiye’ye yılan gibi gidip Türkiye’de ceylan yutmuş yılana dönen bendeniz, son bir aydır çeşitli okazyonlarda (Fatih Terim Türkçesi) pehriz denen illete bulaştım. İlk denemede bağyan arkadaşın gelmesi ile tatile gidildi, kayak yapmanın ve açıkbüfe kahvaltının gazıyla son buldu o. Sonraki denemem, karşımdaki meşhur Türk restoranının son günleri yaşaması sebebiyle beni overzealeus (Diablo 2 Türkçesi) bir besleme tandansına girmesiyle (sözlük Türkçesi) son buldu. Son çabam ise, karşımdaki restoran da kapandı, kafam rahat eder dememle başladı, bir gece restoranın sahibi Ahmet Abi’nin evinde arap tava, ertesi gün de eşinin teyzesinin evindeki Antakya sofrası ile hüsrana uğradı.

Şanslı adamım aslında. Çok da kastığım söylenemez böyle şeylere, sadece son hayvanımsı kilo vermem sonrası darlaştırdığım gardrobumun bana biraz dar gelmeye başlaması mevzubahis. Büyük giyisi almak ise, büyüme trendini kabul etmek anlamına geliyor. Ee sonuç nedir, her dost meclisine zenci hesabı nike eşofman altı ile katılan bir mal bebe elde edilmesi. Dikkat etmek adına evimdeki çikolata ve peynir stoğunu annemin valizine yükledim, şimdi onlar düşünsün! (İlker Yasin Türkçesi)

Antakya Sofrası, büyük harfle yazıyorum zira burada özel isim oluyor, başka kurulmuyor çünkü, ACCAİP birşeydi. Yapılan yemekler kuru patlıcan ve kırmızı biber dolması, biberli ekmek, peynirli kapalı pide ve keşkek olunca insan sofrada kişniyor. Sofra sonrası da kişniyor tabi. Keşkek, ki benim enişte memleketi Aydın dolayısıyla oldukça haşırneşir olduğum ve pek sevmediğim bir yemektir, Antakya’lı insanların elinden çıkınca mind blowing (Britanya Türkçesi) bir hal alıyor. Bizim beyaz keşkekten farklı olarak içine biber salçası konuyor. Sadece boyun eti kullanıldığından korkunç macun gibi bir kıvamı oluyor, en üste de tereyağ ile ceviz dökünce kalp ve damar düşmanı oluyor. Dolmalar enfes, Antakya’dan gelen kekik özellikle öttürmüş yemeği. Hamur işlerine değmiyorum bile, sönük kalıyorlar zira.

Neyse. Gidip portakal falan yiyeyim. Annemgili uğurlayacağım birazdan uçak ile, uça uça gitsin, uça uça gelsin inşallah.

St. Moritz Porsiyon 1

Posted by Yiit K. on Şub-12-2010

Geldim. Gördüm. Gözlerime inanamadım. Benim çok uzun zamandır gelmek istediğim bir yer olan St. Moritz, gerçekten olağanüstü güzellikte. Ha kayak yapmayı biliyor muyum, hayır. Ama gerçekten bilmeyen insan için bile muhteşem bir tecrübe.

Ciddimsi girişten sonra gebeş yorumlara geçeyim. Öncelikle burası oha denecek kadar lüks biryermiş. Yani insan tahmin ediyor, pahalı olacak diyor, ama içine düşünce popoda bir yanma başlıyor ki evlere şenlik. Etraf özel yapım Range Rover dolu. Hele bir amcaya özel yapım Range almak yetmemiş, ön ızgaraya Yatch Club Monaco amblemini de takmış. Pavarotti ufağı bir amcaydı, ve tek kişiye hizmet veren butiklerden birinin önüne parketti. Butik sahibi adamı kapıda karşıladı “Long time no see” diyerekten. Sanırım testisleri yere değiyordu, ama bakmadım pek.

Otelimize değinelim. Hotel Crystal ****S, yani dört yıldız ama spesyal bi dört yıldız olduğunu iddia eden bir otel. Güzel tarafları, sabah açıkbüfe kahvaltı vermesi (ki değinicem az sabır), tatmin edici oda büyüklüğü ve oda döşeme stili, ve ayrıca minibarın beleş olması. Beleş minibarda Zemzem kola verseler içerim mantığında biri için bulunmaz nimet, ki şahane şeyler koymuşlar, her sabah da dolduruyorlar hoyratça. Ayrıca otel direk meydanda, yani aşağı indiğinizde buranın ana meydanlarından birine çıkıyorsunuz.

Şu an kısa kesiyorum, ama akşam kayak dönüşü, yorgunluktan gebermezsem size güzel şeyler anlatırım, sıcak çikolatalarınızı hazırlayın ama.

PS: Evet, kahvaltıda Türk bir çiftle karşılaştık. Her yerdeyiz anasını satayım.

İsviçre’ye Geri Döndüm

Posted by Yiit K. on Oca-18-2010

Beklediğimden uzun bir tatilden sonra İsviçre’ye geri döndüm. 19 Aralık’ta adım attığım şehrim İzmir’den 16 Ocak’ta ayrıldım. İşin geyiğine kaçayım, ehüehei bi senedir İzmir’deyim diyeyim bari.

Uzak kalmışım yazmaktan. Eğlenceli birşeyler yazayım istiyorum. Yazayım o halde. Hostesleri seks objesi olarak görüyorum mesela. Anlatılan hikayelerden midir, dar alandaki kısa paslaşmalardan mıdır, madem ki hostes, istemeden vermeli tarzı bir anlayışla bakıyorum olaya. Sanırsın uçak kerane, pilotlarda şambali satıyor. Ama bilinçaltı işte. Onun dışında Alplerin üstünden uçmak acaip keyifli. İzmir üzerinden geçerken de nice Alp’in üzerinden uçmuşumdur aslında ehihi (2. strike). Bayağı yüksekte olduklarından sanırım, bulurlar kesiliyor ve tertemiz bir manzarayla uçuyorsun. St. Morritz’in üzerinden geçtim sanırım, resmen – bilmemkaç derecede kar içinde ama pırıl pırıl güneşle muhteşem bir vadi.

Gelir gelmez fondü yedim bi de bunu söyleyeyim sizlere. Kendim yapıyorum fondüyü. Resmen lezzetli oluyor. Ayrıca buranın en sktiriboktan ucuz peyniri olan fondü peynirinin Türkiyemde acaip pahalı olması, şenlikler içinde fondü yenilmesi falan garip geliyor artık bana, ki tamamen ukalalık. Geçen sene ben de fondü yemekten aşırı haz duyuyordum, artık evde yapıyorum. Tarifi de vericem, ki gerek bile yok, biraz mantıkla yapılabilen bir yemek.

17. kez karar veriyorum ki düzgün yazacağım. Yazmam lan ahahah siz beni biliyosunuz, ama artık bilgisayarımla sevişmeye geri döndüğüm için heralde daha çok yazarım. Malum, üniversite öğrencisi dediğin bilgisayar insanı oluyor bir yerde.

Öpüldünüz canlarım. Gideyim bir aydır biriken borçlarımı ödiyim. Hayat bensiz de devam etmiş, insan bekler terbiyesiz herifler ya!

Burada bayramlar ne kadar alakasız kalıyorsa, noeller ve yılbaşı da o kadar coşkulu kutlanıyor. Geçtiğimiz haftadan beri şehir merkezine ahşap “kiosk” denen, Türkçede stand olarak yer bulan, ki böyle yer buluşa sokayım affınıza sığınarak, birçok satış yeri kuruldu. Bu ufak ahşap yerler salak dekoratif noel heykelciklerinden “Türk Balı”na, bilimum garip malzeme içeren karışık çorbalardan enteresan alkollü sıcak içeceklere kadar birçok şey satıyor.

Şimdi size tanıtacağım 2 şey var, çünkü tüketmeden ahkam kesmek benlik değil pek. Öncelikle bi çorba var, Gerstensuppe diye. İçinde arpa, et suyu, ufak bacon parçaları ve bilimum şey var. Yanında da, klasik İsviçre işi büyük bir dilim ekmek veriyorlar. Ekmekleri lezzetli bu arada buranın, ama ben hala ekmek sevmiyorum.

Diğer şey ise, sıcak çikolata içine rum, üzerine de krema konularak hazırlanan bir noel içeceği. Konsept güzel, ama lezzet olarak sınıfta kaldı benim gözümde. Adını unuttuğum, ama Heisse Schokolademit Alkohol şeklinde şahane isim taktığım bu içecek, acaip alkollü, o konuda hakkını vereyim, ama çok da sıcak değildi. Ayrıca çok lezzetli de değildi. Aynı şeyi içen Alman arkadaşlar da “bunu almamız iyi oldu, en azından önümüzdeki ay ne içmeyeceğimizi biliyoruz” dediler, hoş bir bakı açısı diyelim kibarlık edelim.

İçimde kalan şey ise, ortaya konulan eşşek gibi kazanda kaynatılan, sanırım Blauwein mıdır o tarz bir adı olan noel şarabı. Kırmızı noel patiği şeklinde bardaklarda servis edilen bu içeceği ne yazık ki tadamadım henüz. Ama önümde daha 3 hafta var, inşallah tadarım değil mi dostlar..

Ha bi de gribi sanırım burda kaptım.

Ha galiba gribi de burada kaptım. Hadi bakalım.

Heryerde Kar Var… NOOTTT

Posted by Yiit K. on Kas-26-2009

Borat izleyenler espirimi anlar.

İsviçre’ye gelirken emin olduğum şeyler vardı. Pahalı olduğu, temiz olduğu, devamlı karlı ve soğuk olduğu. Biri hariç diğerleri patladı. Ve patlamasını yürekten istediğim tek şey patlamadı, ister istemez içimde patladı hatta. Burası pahalı lan. Frank doları geçti, evime kadar girdi artık. Sokaklar pis, devamlı sabunla yıkanıyor, yanlış anlaşılmasın, ama gel gör ki halk yere çöp atmaktan, tükürmekten, bira içip yere kusmaktan beis duymuyor. Eğlence yok, balgam çok tadında yaşıyorlar. Heralde yeni neslin itliği bu, zira halk alışkın değil gibi pis yerlere. Köpek sıçsa afedersin 27 kişi basıyor üzerine, zira aman köpek boku vardır, dikkatli yürüyelim gibi bir anlayış yok burada.

Ayrıca kar da yok. Geçen sene, ben üniversitemle ilk görüşmeleri yaparken resmen ekim başında kar yağıyordu. Şu anda aralık ayının başlarındayız ve hiçbiyerde kar yok anasını satayım. Ben diyordum ki kardan adam yaparım burnuna havuç takarım, nerdee. 20 kazak getirdim, bi kere birini giymedim daha, hala tişört gömlek arası geziyorum. Beni kandırdılar bence.

Ayrıca yarın bayram. İnsan düşünüyor bayramlarda, garip bi yerdeyim ben yahu diye. Yarın kısmetse namaza gideceğim yine, St. Gallen Eyüp Sultan Camii’ne (şaka değil). Fırsat bu fırsat, hepinizin de bayramını kutlarım. Tadını çıkarın, kavurma falan yiyin. Akşam ailecek sıcak evlerinizde kavurma pilav götürürken Show TV ana haber bültenini açın, acemi açpiç kasapların ellerinden kaçırdığı danaları, sokakta kurban kesip mahalleyi Troy filmine çeviren adamları izleyin. Bu güzel geleneği canlı tutun, gelince aynen devralmak istiyorum zira.

İyi bayramlar Cemaat-i Ateşiniyollabana.

Gitar Hiro Oynamak

Posted by Yiit K. on Kas-24-2009

Bir Hintli, bir Avusturyalı, bir Alman bir de Türk diye başlayan bir hikaye bu. Blok bitişini kutlamak açısından yapılan türlü maymunluklara gitar hiro partileri de eklendi. Ne zamandır partisini yapıcam yapıcam dediğim şeyi sonunda yaptım.

Cuma öğlen 12de, son 3 günde 10 saat uyumamış bir gariban olarak projemi teslim ettim. Daha önce vakitsizlikten uyuyamayan benken, şimdi de vücuttaki muazzam kafein birikiminden uyuyamaz oldum, bütün gün rakun gibi gezdim. Akşam 7 civarında ise arkadaşlar damladı.

Alman Jürgen, ki Alman kankadır, muazzam kafa adam, kendine devasa sarışın bir zenci karakter yaratıp adını justify koydu. Hintli Nimesh kendine AIDS hastası cüce bir davulcu yarattı. Avusturyalı Stefan dişi bir vokalist yaratıp adını Pornadova koydu ve bütün gece “heyy booyysssss, look at my tittieeess” diye bağırdı. Ha bu adam 33 yaşında, eli ekmek tutan, aile babası MBA öğrencisi olunca, artan alkol miktarıyla olay iyice testise bağlandı.

4 tane adam akşam 7de bir Simpsons bölümüyle başladık. Sonra yaklaşık 7 saat kadar Guitar Hero World Tour ve Rock Band 2 oynadık, arada da bir bölüm yemek molası verdik. Yemek olarak da, karşımdaki Ahmet Abi’nin muazzam pizzaları yendi. Özellikle dönerli karışık pizzası enfes, adamlar resmen “oha çok iyi” nidalarıyla tükettiler, afiyet olsun. Bol Bol Schützengarten ve kırmızı şarap içildi. Yemek molasında da yeni gözden Cleveland Show izlendi ki hasta oldular, özellikle Hintli Nimesh direk “chocolate people” oldu. Lan yazıyorum ve gülüyorum, dışarıdan nası gözüküyo acaba. Neyseaah.

Gecenin 2sinde, eller ayaklar ağrıyarak ev terkedildi. Bir daha yapmak üzere sözleşildi. Bir dahaki sefere biraz daha iyileşirlerse video bile koyarız.

Peace out!

Sprüngli Efsanesi

Posted by Yiit K. on Kas-5-2009

İsviçre’ye gelip şokolaaa şokoloooo diye delirip Sprüngli’yi kaçıran insanlardansanız tatsız bir durum mevzubahis demektir. Belçika’nın Godiva’sına İsviçre’nin cevabı olan Sprüngli çok fena truffle lar, çikolatalar, hatta birsürü daha şekerli tuzlu ürün yapan bir pastane. Evet bir pastane, ama biraz fazla lezzetli, biraz da ücretli bir pastane. Yani bizim Karataş’ta profiterol aldığımız yer de pastane, ama burası daha kaliteli diyebilirim.

Şimdi dükkana girince zaten Homer Simpson efekti veriliyor “Ghağağağağa” şeklinde. Ürünleri yerken zaten delirmek işten değil. Özellikle satışı yapan kişi sizin gerçekten şokolaaa manyağı olduğunuzu görürse, biraz da hoş sohbetseniz dükkandaki her ürünü tatma şansınız var. Bir kısmını tattım, ama çok kısıtlı, yani 1 2 sanırım, zaten diğer herşeyden ikişer parça aldığım için çok da dükkan tadımına mahal bırakmadım.

Bu dükkana özellikle sevdicekle girmek keyifli. Buradan alınan kanepeleri Zürih’te göl kenarında yemek apayrı keyifli. Bir parça tarta kaç karides sığdırabiliriz isimli çalışmaları özellikle keyifli. Resmen anlatmakta güçlük çekiyorum, anlatılmaz yaşanır pozisyonunda bir mekan.

Geliniz, yiyiniz, bana hak veriniz diyor, kısa kesiyorum.

Çaçaavvv!

OLMA Şenlikleri

Posted by Yiit K. on Eki-23-2009

Geçen günlerde, İsviçre’nin geleneksel Tarım ve Beslenme Fuarı olan OLMA, güzide şehrimiz St. Gallen’de yapıldı. Evime yaklaşık 500 metre mesafede İsviçre yemek fuarı olunca da gezilesi görülesi şeyler arasına girdi.

OLMA denen şenliğin geçtiği yer, öğrencilerin 9.50 CHF vererek girdiği kocaman bir fuar alanı. Ayrıca bu fuar alanının dışında da birsürü stand bulunmakta. Genel olarak sosis, bira, sosis, peynir, çikolata, sosis, şarap,bira ve sosis şeklinde dizilen bu standlarda gerçekten enfes şeyler satılmakta. Özellikle Olmawurst denen şeyi alın, yiyin, bi daha alın ve bi daha yiyin yani. Bunların yanı sıra, evde veya kafelerde kullanılacak envai çeşit mutfak malzemesi, bahçe ve toprakla uğraşırken kullanacağınız bin tane şey burada satılıyor. Tabi misal burada çim biçme makinası alıp da evde uzadıkça halıyı mı kesicem ben. Ayrıca o parayla 1200 tane sosis alınır. Sosis güzel bişe bu arada, sölemeden geçemeyeceğim.

Günün olayı ise, saat 4′te başlayan domuz yarışı. Burada çeşit çeşit domuzlar, kısa bir platform üzerinde eblek eblek koşuyorlar. En hızlı domuza ödül veriyor, en yavaş domuzu ise kısık ateşte çeviriyoruz, zira domuzun yağlısı makbul, böyle koşan fit domuzların yenesi yok. Ayrıca burada domuzlar üzerine bahis de yatırabiliyorsunuz. Ben son anda yetiştiğim için bahisçi kapanmıştı, zaten ne anlarım domuzdan arkadaş, iddia olsa en azından biraz çakıyorum (tabi yine de kaybediyorum). Neyse kumarda kaybedelim, bi şikayetim yok. Ha domuz yarışı sırasında telefonum kitlendi ve saatlerce açamadım, orası ayrı mesele. Resimler videolar yarıda kaldı ama, Amerikan yapımı elektronik alanda hata zaten, yoksa telefonun bi suçu yok. Sıçtımın Apple ı ya.

Ha bi de hayvan sergisi vardı. Keçisi, domuzu, ineği atı herşeyi var. Aklımda kalan şeyler benim atı severken atın aleti kaldırması, yere düşen ekmek parçasını verdiğim keçinin gebeş gebeş ekmek yemesi, 1300 kilo gelen İNANILMAZ büyük bir boğa ve gerçekten ufak bir Uno araba kadar olan domuzdu. Resimlerini çeker saatlerce “abboooww boğaya gel brööhh” derdim ama telefon pert olmuş idi dediğim gibi.

Sosisi yiyip domuzu koşturup boğayı taciz atı da tahrik ettikten sonra dönüş yoluna koyulduk. Gider ayak Alman arkadaşın “ooh das is schön!” nidalarıyla Magenbrot denen birşey aldık. Kara kuru bir ekmek-kek arası birşey, ve hemfikir olduğumuz nokta tadının “noel” gibi olduğu. Yani soğuk, bol şekerli, zencefil bilmemne tarzı keskin tatlarla dolu bir kurabiyemsinin yandan yemişi. 3 kişi 7 liralık paketi bitiremedik, hatta ben arta kalanları dün çöpe falan attım, ki normalde hayatta çöpe atmam, para verdim, nimettir der yutarım, ama gel gör ki öeeeğğğ yani.

Bir dahaki OLMA’ya da burda olmak niyetiyle aranızdan ayrılıyorum canlar. İyi bakın, ara ara buraya da bakın, eski yazılar da güzel, ayrıca eminim ki ilk 10 yazımı hatırlamıyorsunuzdur. Hergün girin 2 tane okuyun, stres topu niyetine.

İki adet de video ayrıca: Arena ve Domuz Yarışı!!!.

Poker Gecesi

Posted by Yiit K. on Eki-18-2009

Diwali’yi takip eden saatlerde MBA ana ders odasına gidip pokere sardırdık. Zaten ben çıktığımda bayadır sarmışlardı, ben sonradan girdim. 10 frank karşılığı 2000 çip alıp girilen bu güzide oyundaki yerimi aldım. Tatsız olan taraf, zaten üten üttüğü için elalem ejderha gibi olmuştu. Teksas Hold ‘em usulü oyunumuzda chip leader denen ejderha kılıklı insan sizi maymun edebiliyor bilen bilir. Haa, oynamayı bilen de maymun olmamayı bilir o ayrı. İtiraf da etmek lazım, bu oyunun yüzde 70′i şans. Kalanın büyük kısmı da taktik ve cesaretten oluşuyor. Elinde 2 ve 8 var diye oyuna girmezsen, ortaya daha flopta 2 8 bi 2li açarlarsa çıldırayazarsınız. Bu oyunda kötü kart olduğuna inanmıyorum, çok iyi kart var ayrı mesele, ama kötü kart tamamen göreceli ve şansa dayalı.

Masaya girdiğimin 5. dakikası Yunan arkadaşı batırarak paramı 3e katladım. Az sonra Amerikalı arkadaşı da ütünce 3 kişi kaldık. Yandaki masada 5 kişi olduğundan güçleri birleştirelim dedik ve taşındık. 8 kişi sıra sıra gitti. En son 3 arkadaş kaldık, biri de ben. Cabbar gibi oynayan Amerikalı kızı da ütünce Alman bir arkadaşla son ellere başladık. Zaten benim 2 mislim kadar fişi vardı. Gelen ilk el, biraz da eli yüzü düzgün bir el olunca – sinek 5 ve vale -, oyun uzamasın diye rest çektim. Kendisi de “a gentleman’s all in” diyerek, benim mislim fişe sahip olmasına rağmen bütün elini ileri sürdü. Kartlar açıldı, ve kendisiyle tek farkımız, benim yüksek kartımın vale, onunkinin kız olmasıydı. Oyunu o kazandı, ama muhteşem keyif aldım, ve kendinisi de tebrik ettim. Giriş paralarının toplamını birinci ikinci üçüncü gelen oyuncular olmak üzere paylaştık. Sırasıyla 70:20:10 yüzdeleriyle verildi para. Yani ben 10 frankımı 40 frank yaparak masadan ayrıldım.

Ha bu arada ayılar gibi içildiği için insanlar ayı ayı oyunlar oynamaya başladılar. Onları izlemek isteyen de bir zahmet ŞURAYA tıklasınlar.

Ama kumar kötü birşey. Oynamayın, oynatmayın. Ben keyif almadım, diğerlerinin kayıplarına ağladım bütün gece… Şaka lan, en tatlı para kumar parası arkadaş. Beleş gelen para gelsin popomda patlasın affedersiniz.

Öperrr.

Sınıfımızdaki 41 kişiden 9′unun Hindistanlı olduğunu söylemiş miydim? Söylemediysem söyleyeyim, ve muhabbet ordan başlasın.

Şimdi benim aklımdaki Hindistanlı taslağı, The Simpsons’daki Apu karakteriyle örtüşüyor. Yani ben nerede bi Hintli görsem “Tenk yu, kam agen” demesini beklerim. Bu adamlar tabi MBA yapmaya gelmişler, market işletmeye değil. Ama bazıları o kadar Apu ki, gerçekten market işletseler olur yani. Sesleri, konuşmaları, görüntüleri o kadar Apu’yu çağrıştırıyor ki ara ara kıkırdamadan edemiyorum. Ama gel gör ki çok süper herifler, adamlarla konuşurken, yemek yerken ne kadar benzer olduklarını görüp şaşırıyorum.Ha bi de acaip hızlı sarhoş oluyor bu arkadaşlar, ve sarhoş Hintlilerin disko müziklerine dansetmeleri Apu’yu dahi güldürür bence.

Hindistan’ın en büyük festivaliymiş Diwali. Diwali bana Divan Pastanesi’nin Kerkük şubesini anımsatsa da alakası yok. Adamların Noeli gibi birşeymiş bu, en büyük dini festivalleri yani. Bereket Tanrı’larının bu gün dünyaya indiğini düşünüp, ışıklarla onun ilgisini çekmeye ve evlerine bereket yağdırmaya yönelik binbir türlü atraksiyon içeriyor. İlgilenenler Yutub Bey’e danışabilirler (di mi MeGu, kesin vardır Diwali videosu sitede). Bizim Hintliler de, binanın altındaki Meeting Point adlı, bizim partilerin bilmemnelerin yapıldığı salonda yemek düzenlediler. Kendileri de garip bir yemek yapmışlar, soğanı bişeye bulayıp kızartarak yapılan bu yemeği ben yiyemedim, zira geç gittim. Sebeplerim var, kendilerine de açıkladım, onlar da bana tavuk verdiler. Hintlilerle aram çok iyi, delikanlı insanlar, resmen geç kalınca böyle endişeli ve üzgün sormaları çok hoşuma gitti.

Karanlık mekandan ötürü size pek fotoğraf sunamıyorum, ama videolarım var. Diwali dansı yapan deli arkadaşları görmek için BURAYA, MBA yapan, büyük ihtimalle önümüzdeki 10 15 yıl içinde baya baba işlere girecek arkadaşların elde bez temizlik yapmasını görmek için ise BURAYA tıklayınız. Haa bi babaMeGu alır bunları Yutuptan koyarsa ne ala. Benim de öğrenmem lazım sanırım o işi, böyle gerizekalılıkla olmuyor yahu.