Ateşini Yolla Bana

Hakan Peker'den değil ama…

Archive for the ‘İzmir’ Category

Özdere Chronicles

Posted by Yiit K. on Tem-26-2009

Haftasonu, Çeşme’ye gitme planları da varken, kendimi bir anda Özdere’de buldum. Yıllardır gitmediğim bir beldeye, bir arkadaşımın yazlığına çağırması sonucu tekrardan gitmiş oldum. Sorumlu bir blogcu olarak size anılarımı taşıyorum.

Arkadaşlar, öncelikle Özdere’liler kızmasın, ama Özdere rezil biryer. Yani mekan yok, yer yok, dalgasız deniz yok, yok babam yok. Ne var? Rüzgar var, sıcak var, eğlenecek mekana haster birsürü genç var. Allah artık durumları hakim yani. Yıllar sonra kendimi site ortamında bulmamın verdiği bir şaşkınlık da hakimdi bana. Şimdi, herhangi bir beldede, herhangi bir sitede yazlığı olanlar bu anlatacağımı direk hissedecekler. Hepimiz, özellikle 10-16 yaş arası, sitemizin 10-20 yaş grubu arası insanlarıyla vakit geçirdik. Geceleri her sitenin belli bir duvarı falan olurdu, oraya kuş gibi tünerdik. O zamanlar keyifliydi. Ancak 20-30 yaşları arası, hala bekar olan insanların, hala sitenin belli bir duvarına tünemesi, bende acaip tatsız keyifsiz duygular uyandırdı. “Lan büyüyün! Gidin, mekan yapın, ortamlara akın, naapıyonuz sitenin duvarında kedi gibi” tarzı isyanlar uyandı bende. Ancak arkadaşım dedi ki, “mekan yok burda, napsınlar”… Ve o sırada Acun’da 500 bin açma sesi yankılandı. DADADADANN! Lan mekan yok ki Özdere’de…

Neyse. Kültür şokunu hızla atlattım, ve gecenin kalanından tat aldım. Sahil, bol bira, kızlı erkekli ortam, ve gitar! Gitar vardı ya, saatlerce gitar çalındı. Opus’ta çıkan bir grubun vokali de bizimleydi, şahane şarkılar söyledi, çiğdem çitletmekten dudaklar şişti, imdada biralar yetişti.. şair ruhluyum vesselam. İşbu geceden ufak bir kesite BURADAN ulaşabilirsiniz. Hakikaten iyi şarkılar da döndü, ama “Akdeniz Akşamları” çalmasa iyiydi yine de… çok iyiydi hem de… çalmayın lan şu şarkıyı oof klişelere gelesiler sizi.

Zaten gündüz, salak ama çok sevdiğim arkadaşımın ve kız kankalarının gazıyla öğlen 1-4 arası güneş altında kaldığımdan afedersiniz maymuna dönmüş haldeydim. Bir ara resmen kafam, gece 4′te mekandan çıkan adam kafası oldu, kafamın yüksekliği takdir falan topladı.

Güzel bir haftasonuydu. Yani, sevdiğim birkaç insan, yeni sevmeye başladığım birkaç insan ile birleşince, bana güzel anılar bıraktılar. Daldım, balık bile vurdum bir ara, ama 2 kefale av yaptım diyen nesle aşina değiliz.

Yiit Out !

Altınoluk

Posted by Yiit K. on Tem-24-2009

Sabah sabah, ki aslında medeni dünya için öğlen öğlen, insan acıkmış şekilde kalkıyor. Benim gibi acıkan diğer okuyucuların iyice midesini ağrıtmak için size sevdiğim bir yerden bahsedeceğim.

İzmir’de büyüyenler bilirler, burada ululardan ulu bir kahvaltıcı vardır. Bol zeytinyağlı, üstüne kırmızı biber-kekik serpilmiş domates biber söğüşüyle, 3 çeşit peyniriyle, inanılmaz masif boyutta, adamı düz duvara tırmandıran bal kaymağıyla ve sittin senedir değişmemiş sahanlarında gelen çeşit çeşit yumurtasıyla bir Altınoluk klasiği vardır. Tek kötülüğü bence acaip uzakta olması. Resmen 30 km yol yapıyorum kahvaltı edeceğim diye, ama özleyince değiyor.

Müthiş de bir manzarası vardır tabi, ister istemez bakarsınız. Hele sabahın kör saatinde gidildiyse, trafik de yoksa, güneş yükseldikçe denizin renginin değişmesi, o sabahları esen mutheşem rüzgar, ve tabii ki bal kaymak =) Erkek adam bal ister, bal bulsa kaymak ister değil mi. Kaymağı da yandan yandan bıçakla kestikçe, bal denizinde batan bir buzdağına benzetirim ben. Konu leziz yemekse, şair olur deli gönlüm, vururum biçare çeneyi kızarmış ekmeklere.

Ben terk-i diyar eylemeden bir kere daha yapılmalı bu Altınoluk. Çocukluğumdan beri, hiç değişmemiş, hatta güzelleşmiş bu muhteşem yeri de özleyeceğim. Olay sadece balda kaymakta bitmiyor işte, oradaki yaşlı amcanın tavırları bile değişmedi. Hatıralar da değişmedi, bi ara anlatırım eski geyikleri, 6 tabak peynir yiyen arkadaşları falan =)

Öpüyorum.

Sportif Faaliyetler

Posted by Yiit K. on Tem-8-2009

İzmir Princess Hotel’in kapanmasının ardından resmen sporsuz kaldım arkadaş. Yani insan bir de kaybedince değerini anlıyor gibi, gidemediğim hergün içime dert, ruhuma ateş oldu düştü. Bu sebepten dolayı, bugün kendimi sahil yollarına vurdum.

İzmir oldukça komünist bir şehir. Normalde denize bu kadar kıyısı olan şehirler buraya basar kafeyi, basar oteli, basar barı, çatır çatır rant sağlar, para kırar. Halk da denizin kıyısına bir çökmek için tıkır tıkır para kesilir. Ancak İzmir, bildiğiniz üzere böyle değil. İzmir’de, hem de az buz yerde değil, yaşanılan hemen tüm kesimlerinde kıyı şeridi halka aittir. “Buyrun takılın agalar işte deniz” mantığıyla da değil, deli gibi para harcanıp, beton vesaire dökülüp yürüyüş/bisiklet parkuru haline getirilmiş şekilde halkın.

Sittin senedir de sahilde yaşarım İzmir’de. Çok ev değiştirdim, ama hep sahil şeridinde oldu bunlar. Gel gör ki kıçımı kaldırıp da sahilde spor yaptığım yoktur. Yani belki bir kere falan denemişimdir de, “ehehy nefes bitti” diye bırakmışımdır, ben beni biliyorum. Bugün, sabahtan akşama kadar ebleh sokak isimlerini Google Earth’e gire gire ev baktıktan sonra kendimi dışarı dar attım. Başladım evin önünden Göztepe yönüne cross yapmaya. Doğanın azizliği, giderken karşıdan rüzgar yedim lımbır lımbır oldum, dönerken arkadan eser rahat giderim diyordum ki, resmen döndüğüm anda falan rüzgar kesildi. 75 dakikada Göztepe iskele yaptım ve döndüm evime. Mutluyum.

Tavsiye ediyorum. Kapalı ortamlarda makina üstünde dolap beygiri gibi dönmeye para veriyoruz, halbuki denize sıfır koşu pistimiz var, ve hepimizin. Kullanmak lazım. Bir dahaki cahil spor denememde bana katılın hatta. Ama konuşmam söyliyim. Takarım aypodumu, yaparım krosumu.

Ufak Ufak

Posted by Yiit K. on Tem-2-2009

Efsane Bir Başkan

En azından ayda bir gördüğüm bir görüntü var. Enteresan bir kanal, irisinden ufağından olabilir, enteresan bir sunucu, genelde bayan ve hoş oluyorlar ama, ve efsane başkan Ali Şen. 1955 yılında 5 kuruşu olmadan göç yoluyla İstanbul’a gelmiş, 1977 yılında Türkiye’nin en büyük klübü Fenerbahçe’nin başına geçiyor. Yıllarca başkan kalıyor, birsürü şampiyonluk yaşıyor, efsanelere imza atıyor ve şu anda belki de Türkiye’nin en sevilen 3 5 insanından biri oluyor.

Düşünün ki bir başkan gelsin, 10 sene boyunca yüzlerce trilyon akıtsın klübe, borçlu bir klübü kar eden bir yapıya büründürsün, ama hala adama 3 günde bir “Ali Şen şöyle dedi, siz hop hopmuşsunuz??” tarzı laflar sorulsun. Adamı şu anda canlı yayında izliyorum ve keyif alıyorum. Olaya hakim, espirili, karizmatik bir insan. Şahsen Aziz Yıldırım yerine Ali Şen veya Ali Koç’u tercih ederdim klübümün başında. Umarım ilerki yıllarda mesut olacağım.

Falcılar

Kıbrıs Şehitleri’nde, Gazi Kadınlar Sokağı’nda garip ufak yerler var. “El hanım gülünden” tarzı ebleh isimlere sahip yerler de bunlardan bazıları. İçiyorsun, oturuyorsun, 4 lira falan hesap geliyor. Ama fal baktırırsan 20 liranı alıyorlar. İnanılmaz bir sektör olmuş. İnsanlar resmen 2 saat kuyruk bekliyorlar, sıra gelse de fal baktırsak da 20 lira versek telveden dökülen yalanlara diye. Maliyet: kadının birinin 5 dakikası. Hadi 10 dakika olsun. Basit hesap yap, haftada 5 gün 8 saat çalışan normal maaşlı biri olsa bu ablamız, kazancı yaklaşık 25 milyara gelecek. “Biri var hayatında, adında A var… evet evet A…” LAN Türkçe bu, adında A E falan olmayan kaç isim var? Yiğit var mesela, desene adından Y var yumuşak g var? De hadi çıkar beni faldan, ben de Exorcist’teki abla gibi ters ters yürüyeyim Kıbrıs Şehitleri’nde! Hodri meydan!

Blog

Resmen alışkanlık oldu. Akşam olup da bilgisayara baktım mı, direk yeni yazı ekleyi seçiyor ve ekrana bakıyorum. Keyifli bir sıkıntı yaşıyorum, ne paylaşayım, nasıl yazayım diye. Güzel birşey, övülmeye de yerilmeye de açık, orda bir yerlere sallıyorsun yazıları. Yorumlar falan geliyor,insanlar üye oluyor, güzel şeyler bunlar. Bana e posta ile falan ulaşanlar da cabası. Buyrun, Facebook olsun e posta olsun beklerim, yorumun iyisi kötüsü olur aslında da, ben pek kasan biri değilim.

Yiit out!

prenses 1prenses 2prenses 3

İzmir Princess Hotel kapanıyor. Son 3 senedir Sağlıklı Yaşam Merkezi’ne üye olduğum için acaip sık gittiğim, vaktiyle kumarhanesi ile İzmir’in renkli yerlerinden biri olmuş, fakat sonradan ilgisizliğe ve vasatlığa giden yolda emin adımlarla yürümüş bu işletmenin sonu yaklaştı.

Bir sürü teknik ve ekonomik sebep var. Yok Özel İdare ile şu anki işletmeci Sudi Özkan anlaşamadı bunlardan biri. Kumarhane sonrası ilgi merkezliğini kaybeden bu yerin şu anda çağdışı kalmış olması, ve otel işletmesinin yenilemeye parasının yetmemesi bir başkası. Ama kulaktan kulağa yayılan en favori dedikodu, F tipi bir sermayenin bu oteli alacağı. Yeşil sermayenin, bir zamanlar güzel ve modern ne varsa onun eskimiş, pörsümüş haline el koyması ve tam zıt bir işletme olarak yeniden işletime geçmesi inanılmaz garip ve sinir bozucu. Umarım yalandır, böyle olmaz.

Son aldığım bir duyuma göre de, Dedemanlar da dahil olmak üzere Rixos grubu, Hilton grubu vs. hepsine tanıtım DVD’leri yollanmış ve ihaleye davet edilmişler. Şahsen mantıklı bir işletimle bu kadar devasa bir otelin yeniden parlaması işten değil. 62 dönüm arazi, 12 toplantı salonu, yüzlerce oda… Bakalım ne olacak, göreceğiz.

Bana düşen 3 kuruş fikrimi söylemek, ve fotoğrafladığım boş otopark ve odaların cephesini sizlerle paylaşmak.

ikea

Bütün gece ev baktım. Gerçekten, yani ben vizelere bu kadar çalışmazdım, finallere bu kadar çalışınca bb üzeri not alırdım. Evlere baktım, evler bana baktı, kimi güler yüzlüydü ama 3 metrekareydi, kimi sıcak yuva büyüklüğündeydi, ocağımı söndürecek kira fiyatlarıyla.

Bu sebepten bunalıp, her Türk genci gibi oyunlarda terörist vurdum. Her 23 yaşındaki insan gibi de sıkıldm 20 dakika sonra. Benden geçmiş artık saatlerle bilgisayarda oyun oynamak, çocuklar gibi şen olmak. 20 dakika sonrası bilek acısı sadece. Bileğimi daha az yoran blog okuma aktivitesine geçtim. Bloglara baktım, kısaydılar, okudum güldüm. Bloglara baktım, uzundular, okumadım, altlarına “emeğine sağlık dostum” yazmamak için tuttum kendimi. Blogunu ciddiye alıp şımartmayacaksın, tepene çıkar, yazını almaz sora.

Bu aralar boş vakitlerimde ekseriyetle Bornova’ya gidiyorum. Sebepleri bol: Metro ile gittiğim için pratik, ve ara yollarda yürüyor olduğum için sportik, arkadaşlar yaz okulu muhabbetlerinde olduğu için akademik, normalde hiç gitmediğim bir yer olduğu için egzantrik, bol mağazası sebebiyle asortik bir yer. Enigmatik ve triptronik lafları da geçecekti de zorlayamadım gece gece, siz doldurun o kısmı.

Öncelikle metro. Metronun kliması, İzmir Diskdünya.com Masası Komseri Aliihsan Bey’in de değindiği gibi inanılmaz. Oraya giderken akan terler ve gözyaşları, metronun şefkatli üfürmelerinde buhar olup gidiyor. Bana 90 kuruş verseniz, “yiit bi klimayı aç az bi üflesin he mi” deseniz açmam, çarpıyo beni derim cama abanırım. Ayrıca hızlı ya. Yılan gibi gidiyor, makinist de hakkını veriyor makinanın, yokuşta gazı koklatıyor, rampa aşağı kökletiyor breh breh.

IKEA, dev bir köfteci. Sultanahmet Köftecisi IKEA’nın eline su dökemez. Aynısını Tepe Mobilya yapsa, komidinlere yataklara köfte kokusu siner, şirketi batar, köftesi de o kadar şahane olmaz sanırım. Bir de üzerine Isparta’nın gül reçelinden gezdirirse köftelerin, sağlam bir iğrençlik de yakalar. Köftesi dışında IKEA’dan sadece çekecek alırım. Bir DVD rafı aldım beğenip, kurmam 5 saat sürdü, son 2 vidayı çekiçle çaktım zaten canıma yetti. Ama IKEA’da salata yiyorum. Rejimdeyim, tatsızım, keyfim kaçık.

Forum Bornova hoş bir yer. Elektronik ve çay kahve dükkanı seçeneği acaip iyi. Sir Winston, Gloria Jean’s ve Starbucks yanısıra Özsüt, Tschibo tarzı birsürü yer daha var, her birinde bir kahve içsen 2 hafta uyuyaman! Cirosu da iyiymiş mekanlarının. Ayrıca Sir Winston’a gidin. Mekan tutsun, insanların ayağı alışsın diye Alsancak fiyatlarının neredeyse yarı fiyatına satılan ürünleri var. Çay ve cheesecake 6 lira mıydı neydi, şaka gibi.

Bilgilenin diye bütün gün geziyorum. Hakkımı verin. Ev bulun bana Allahsızlar !!!

Sultan Köşkü

Posted by Yiit K. on Haz-28-2009

sultan1sultan2sultan3

Hollanda’dan gelen Balçovalı bir arkadaşım sayesinde sık sık Köşk diye bir mekana gittiğimi söylemiştim. Hakikaten o kadar fazla gittim ki, artık hakkında bir yazı yazma yükümlülüğü hissediyorum.

Karşıyaka’da, sanırım Migros’un oralarda bir yerden içeri girince, güzel bir parkın karşısında bu nargileciyi görüyoruz. Sahibi Osman Abi’den, çalışan Kahraman Abi’ye, seyyar çiğköfteci Tatçi’sine kadar kendi şahsına münhasır insanları barındırıyor bu mekan. Seyyar dediysek, adam bildiğin son model Transporter ile gezmekte. Çiğköfteye 52 çeşit baharat koyduğunu, her malzemesinin de yüzde yüz organik olduğunda diretiyor. Bence uyduruyor, ama canı sağolsun.

Mekanın en güzel tarafı, açık hava alanının geniş olması. Sıcaktan bunalanları da düşünüp, havaya buhar veren verandamsı şeylerden bile yaptılar. İçerisinin dizaynı da, Osmanlı tarzını anımsatıyor. Müzikleri bile güzel aslında buranın. Yani Serdar Ortaç patlamıyorlar, Müzeyyen Senar olsun, enstrümental Türk Sanat Müziği olsun, genel olarak ağır ama keyifli müzikleri benimsemişler. Takdir edilesi aslında, Demet Akalın ile nargile çok da hoş değil.

Şimdi, bu mekanın nargilesi güzel. Yani ben bile içiyorsam ara ara, hakikaten alkışlanası bir nargilesi var demektir. Bu senenin modası, Kahraman Abi Special olan Elma-Damlalı nargile. Çörçili şahane (Yapan yer Sultan Köşküyse, ben Churchill yazmam aga ona). Ancak sunum zayıf, zira çalışanlar limonu yemiş sindirmiş, sonra bardağa bırakmış, üstüne de soda dökmüş tarzı limonlarla geliyor. Ama leziz, bol tuzlu ve ağzım sulandı resmen aboo… Sultan Çayı da güzel, ballı falan servis ediliyor, duvar tırmandırıcı.

Biz buraya giderken yanımızda bildiğin yarım manav meyve ile gidiyoruz. E nargile içmeyen Yiit bir yerden sonra çekirdekli meyvelerle şakalara başlıyor. Köze kiraz basmalar olsun, etrafa pötür pötür çekirdek tükürmeler olsun, tam ayılıklar yapıyoruz. Ama bizi resmen seviyorlar, hala bir uyarı bile almadık. Ki son sefer Kahraman Abi’ye bilader falan dedim, arkadaşların gözleri belerdi, ben bile içimden “of bi bok yedik ama hadi bakalım” diyerek devam ettim de, adam bozmadı. Kahraman Abi’yi tanıyanlar anlarlar bu anekdotu.

Yine de söyleyeyim, nargile hoş bir olay değil. İçmeyin. Etsiz çiğköfte makbul bir olay değil, kullanmayın. Çörçil güzel, ayran güzel, bunlara yumulun.

Yaz Okulu

Posted by Yiit K. on Haz-26-2009

Bugün yaz okuluna kayıt için Ege Üniversitesi’ne gittim. Yıllardır alışkanlık heralde, mezun olmama rağmen canım çekti, diskdünya.com’dan Aliihsan ve iki arkadaşa daha babalık yaptım, ellerinden tuttum, harç paralarını yatırdım, limonata aldım. Hayvanat bahçesi diye ağladılar, ama gerçekten bu yaz sıcağında hayvandan hallice yaratıklar gördüğümüz için programı başka güne erteledik.

Egeliler kusura bakmasın, okulları okul değil. İğrenç resmen. Yani adı Ege Üniversitesi diye Ege Bölgesi’nin yarısına okul yapmalarına gerek yoktu bence. İçeride resmen yer yön duyumu yitirdim. Beleş bir otobüs var, habitatı da bu okul. O güzeldi, zira beleş bomba gelsin elimde patlasın yani.

Neyse, değineceğim şeyler var. Allah kahretsin dedirten yaz okulu bürokrasisi nedir ya? Yani özel üniversitelerde böyle bir olay yok, demek ki bu yapılabiliyor. Yahu yapın o halde? Resmen World of Warcraft oynuyoruz da, görev yapıyoruz sanki anasını satayım. “Rektörlükten kağıt al” “Bu kağıdı bankaya götür” “Para yatır” “Rektörlüğe geri dön” DAAYT delirmek için. Hava da 112 derece, insan yahu. Hoş bugün nispeten serindi de çıkışta döner yiyecek takatimiz kaldı.

Neyse, sonrasında metro ile Kemeraltı yaptık. Enteresan bir plan olması sebebiyle hoşuma gitti. 12 kahve, 30 çay içip  6 lira falan hesap verilen, ama gerçekten güzel ve otantik bir yere oturduk. Cam tavan vardı, yağmur falan yağdı biz otururken enteresan oldu. Zaten adam da aldı gazı, Take My Breath Away‘den girdi Fransız romantizm kuşağından çıktı. Arkadaş, sakallı 4 adamız, gömlek giyilmiş falan, pek gey tipi de yok ama, adam kafaya koymuş bizi seviştirecek. Dar attık kendimizi dışarı. Yobaz meyve suyu dükkanında atom içtik, ve kolbastı oynayacak enerjiye ulaştığımız an dağıldık.

Bu meyve sucu adam o kadar yobaz ki, son gittiğimde bana “Afiyet olsun mübarek” tarzında seslenmişti. Bu sefer önce davrandım, “Bana 4 atom muhterem” dedim, bozulur gibi oldu. Gittim menzil köyünee köylerin en güzelii diye başlayacaktım ki bir ses dur dedi bana, zulmetme elinde kesici alet olan inanana dedi.

O sesi dinledim, bloguma da yazdım.

Forum Sir Winston

Posted by Yiit K. on Haz-17-2009

Bugün akşama doğru, Diskdünya.com’dan Aliihsan karşimle Bornona Forum’da gezinirken yeni bir Sir Winston açıldığını gördüm. Alsancak Sir’den Yasin buraya müdür olmuş, ufak güzel biryer, ve her zamanki kaliteyi koruyorlar. Starfucks ve Gloria Jeans’in danışıklı dövüşünden ve sıradanlığından sıkılanlar için, çok koyu bir İzmir tadı yakaladığım bu dükkanı tavsiye ediyorum. Yapmaya başlayınca tavuklu sezar salatanın da dibine inin, benden söylemesi.

Hayır reklam parası falan almadım, ayaküstü kurabiye verdi, birşeyler ısmarlayayım falan dedi ama o kadr tok gözlüyüm ki gitmedim yemedim. Kurabiyelerden yedim, Aliihsan da yedi, ama toktuk, abartmadık.

Ayrıca bilgisayar bakmaktan zerre haz almıyorum. Anlamadığım birsürü laf, veriyolu olsun T işlemci olsun P işlemci, Centrino 2 teknolojisi falan derken sinirim bozuluyor. Pis insanlar, cahilim işte bu mevzuda, kısaca desene “bak bu alet yardırıyor” “bu da iyi ama Sony bu girer biraz” tarzı anlat işte.

Di mi efenim. Öpüyorum.

Uykusuz Her Gece Bölüm 2: Gece

Posted by Yiit K. on Haz-14-2009

Papa1Papa2Papa3

Neyse. Arkadaşların ısrarı sonucu yine refleksif bir Çeşme turu oldu. Gece 11 sularında benim eve gelmiş, çıkma hazırlığı yapıyorduk KoKo ile. Ancak benim gebeşmem ve babamdan telefonla gelen bir tatlı-emir bizi farklı sulara sürükledi. Saat 12 gibi Çeşme hazırlığı yapan bizler, tam ters yön Bornova’ya gidiyorduk babamı almaya.

Neyse. Çok sevgili hoş bir insan ile 5 kere konuşup, 5inde de “gişelerdeyiz bak vallahi” diye tatlıca oyalayıp (ki 3ünde falan gerçekten gişelerdeydik) son sürat Çeşme’ye kaçtık. Cumartesi başlayan plan eşliğinde saat 01:20 sularında Çeşme’ye gittik. Paparazzi’ye uzanan bir yol, beklenen İNANILMAZ bir otopark sırasından sonra bir gecede çift mekan yapmanın tadına bir kere daha vardık. Zira Paparazzi denen ayı mekan o kadar doluydu ki, kendi otoparkı ve yanındaki eşşek gibi otoparkı doldurmuştu. Tam yan mekan olan Shayna’nın otoparkına bıraktık, içeri girdik, bomboş masaların bistroların ve aç garson bakışlarının arasından sırıtarak yürüyüp Paparazzi’ye geçtik. Tam 2 mekan işte. Yemin etGörüntü029sem başım ağrımaz.

Hızlanalım. Paparazzi’de bir kız grubu bekarlığa veda partisi yapıyorlardı. Yanımızdaki bizi bekleyen kişi sayesinde detayları öğrendim. Meğer gelin gibi giyinen kız gelinmiş, ama üzerindeki gelinlik değilmiş. Yanındaki arkadaşları ve gelin bizi öpmek zorundalarmış, hadi “wedding crusher” olalımmış vs. Tabi burası Türkiye, öyle birşeyi denemek bile yürek ister. Ayrıca zerre haz almam ya, nedir gelin başına Paparazzi’ler falan! Evleniyorsun kızım, baş bağlanıyor, ne öyle alternatif şeyler daayt!

Gece güzeldi aslında. Yanımdaki insanı uzun zamandır görmemiş olmanın verdiği hoş muhabbet tatminkardı. Gelen gidenimiz, askerden dönenimiz falan da eklenince hoş muhabbetler oldu. Çıkışta Apart 2 sitesinin sahilinde oturuldu ki ona Camcam derler bizim oralarda, sonrasında da Kırçiçeği yapıldı ister istemez. Sarımsakla biten gecelerin hastasıyım.

Saat 6 civarında Dalyan’daki yuvaya dönüldü. Yakında elden çıkacak İsviçre için, belki de son kalışımdı… Nostaljik oldu aslında. Videosuna BURADAN ulaşabilirsiniz, ufak ama ev yapımıdır.