Baylar bayanlar
Şu görmüş olduğunuz blog her derde devadır. Mekanları gezenleri hatıralara daldırır, gezmeyenlere ipuçları sunar.
En iyi blog budur. Dünyanın bütün ünlüleri bu blogu okur. İngiltere Kralı, rahmetli başkan Kennedy, taçsız kral Pele, Beckenbauer, kaleci Mayer, Nadyo Komanaçi, Biricik Bardo, Fenerbahçeli Cemil…
Hangi filmden bahsettiğimi anlayanlara +5 puan veriyorum.
Bodrum denince Barlar Sokağı gelir akla. Aslında şu sıralar eskinin acıklı bir yankısı gibibu sokak. Ben bacak kadarken inerdim buraya, sağ sol ön arka bardı, yürürken sağır olurdunuz. Zaten yürümek de başka bir dertti, çok keyifli bir dert ama. Düşünün ki bu sokak, görülmeyen bir çizgiyle tam ortadan bölünsün. Girenler sağdan, çıkacaklar ise soldan, ama nasıl bir kalabalıkta, nasıl ağır ve sıkışık adımlarla yürüsün. Yer yer taciz edilen güzel kızlardan, ve taciz edildiğini iddia eden kazulet kadınlar veya travestilerden çığlıklar yükselsin… travestiler jilet falan da yükseltiyorlardı sanırım, çok zengin bir şehir efsanesi arşivim var bu konularda.
Neyse. Bir masal gibi geliyor artık… Bir varmış bir yokmuş… Barlarla dolu bir sokak varmııış. Ama zaman içinde kirayı yükselten fırsatçılar ve işi bilmeyen ebleh işletmeciler yüzünden barlar birer birer batmaya başlamıııış. Barlar batınca da yerine çakma lakostçular, abidik gubidik bijütericiler ve dericiler falan açmııış. Barlar Sokağı olmuş mu çakmacılar ve tek bir bar sokağı… Vay anasını.
Neyse ki hala bazı demirbaşlar duruyor. Veli’s olsun, Hadigari – Yettigari olsun, Körfez olsun, ki Körfez hakkaten olsun, hep olsun, ben 30 sene sonra da gideyim yine olsun, daha ilerlersek Red Lion, daha da ilerlersek Mavi ve Halikarnas da duruyor. Eski de duruyor Meyhaneler Sokağı’nda.
Şimdi birkaç görüş, tecrübe ve tavsiye
- Bariz birşey tabi bu ama, asla emin olmadığınız dükkandan alışveriş yapmayın. Hemen herşeyin sahte olduğu bir yerdesiniz, ona göre hareket edin. Zaten “AaaAAaa Prada çanta hem de 70 lira yuppiii” diyecek birinin bu blogu okuyacağını sanmıyorum. Okuyorsa da sağ üstteki büyük çarpıya tıklasın, evine Chanel gözlük yolluyor Microsoft.
- Gezin. Yürüyün. Tadın. Tek mekancı olmayın. Bodrum’un güzelliği ordan çıkıp oraya girmek, fareler gibi gezinmektir. Eski’ye gidin, 4 liradan tekila shotlayın. Çıkın Kule’ye gidin, rock dinleyin. Zaten Körfez’e devamlı gidin, Enjoy The Silence dinleyin, Love Is A Shield dinleyin ve beni hatırlayın.
- Yiyin. Burada yemekler güzeldir. Azmakbaşı’nda Şirin’in yerinden KESİNLİKLE sebzeli döner yiyin. Çemen sosuyla yapılan bu döneri tatmayan pişman olur. Yine Azmakbaşı’ndan, yani Barlar Sokağı’nın biter gibi olduğu, eskiden Mc Donalds ve Burger King’in olduğu ufak köprülü yerden yukarı verin kendinizi, camiden sola dönün ve kokoreççi abimizde bir bar çıkışı klasiği yaşayın. İster İzmir ister İstanbul işi.
- Resim çekin. Ben çekmem, pek anlamam da. Ama bu sefer çeken biri vardı yanımda, ki Japon klasmanında çekiyordu yani, “aa kapı” “oo sünger” tadında, dakikada 20 poz falan. Güzel hatıralar kalıyor geride, çekin aslında.
- Sevişin. Sevişemezseniz de ihtimalleri deneyin. Deneyecek kimse yoksa da orası Bodrum değildir, ilk dükkandan adres sorun Bodrum’a geçin.
En uzun yazım oldu. Keyifle yazdım ama. Siz de keyifle okudunuz. Hadi sıra öbür yazıda o zaman.
PS (Perfect Storm yani): Resimdeki sünger satan ablanın adı Güler. O da Azmakbaşı’nı az geçince, okulun duvarının orada kuruyor standını. Kendisi ATV’ye çıktığını söyledi, hatta “hatırladınız mı” şeklinde sordu. Evet dedim, mutlu olsun, çünkü gerçekten iyi bir insan. Bize güzel bir sünger gösterip tanıtmak için 5 dakika uğraştı, almayacağımızı peşinen söylediğimiz halde. Ablacığım adını yanlış hatırlıyorsam, bana hatırlatabilecek tek bir kişi var da, o ne ara okur burayı Allah kerim.