Şimdi her horozun bir çöplüğü vardır. Ben de, bir horoz olarak, kader ve coğrafya ile el ele vererek İzmir’i çöplüğüm addetmiştim. Şimdi İzmir ufak yer, bir Alsancak tamam bitti. Kalabalık şehir, ama gözüne çarpan tanıdıklar hep aynı. Arkadaşın, mendil satan kız (ki Deniz idi adı, artık büyüdü, inşallah hala sadece mendil satıyordur), Starbucks’taki gözlüklü eleman, Burger King’deki şişman kız falan. Bunları o kadar rutin hareketlerle o kadar fazla görürsün, bazen de bilinçsizce geçerken sen görmezsin de beynin optik olarak seçer bırakır ki zihnine iyice yerleşir bunlar.
Sonra Master bok püsür ayağına gavur eller oley yaparsın. Yine sokaklar, kafeler vardır, yine insanlar, yine buranın horozlarına göre göz aşinalığı yüksek bireyler vardır. Ama sen henüz alışmamışsındır. Sokakta yürürsün, aa dersin Starbucks’taki dallama, aa Deniz, aaa şu bizim bilmemkimgül değil mi falan. Beynin birkaç salise “evet o lan, nolcak, bundan daha normal birşey mi var” der. Sonra herşey yerine oturur ve aslında o gördüğünü sandığın insanın aslında senden binlerce kilometre uzakta olduğunu anlarsın birden. Sonra beynin senin İsviçre’de olduğunu söyler, bir anda kafanda Google Earth açılır, mouse tekerleğini çevire çevire hızla kuşbakışı yukarı yükselirsin, sen Avrupa’nın ortasında biryerlerdesin, o kişiler uzaklarda, herşey garipleşir ve sen yabancı yabancı etrafına bakarsın, zira olacağın tek şey “yabancı”dır aslında bu memlekette.
Garip bir yaratıklar silsilesiyiz insanoğlu olarak değil mi…
Nisan 24th, 2010 at 14:25
Homesick olmuşsun kardeşim. Günde iki doz “Bir başkadır benim memleketim” şarkısını dinle, yemeklerden sonra…
Nisan 26th, 2010 at 07:25
Abi o şarkıdan ölümüne tiksinmesem deniycem, ama gerçekten “lay lay lay lay” diye başladığında kaçmaya başlıyorum mütemadiyen.