19 Ağustos 2009

Saraçoğlu’nda Bir Gece

Deli Fenerbahçe’li olan ben Yiit kişisinin hayatında keyif almadığı bir gerçek vardı. Gerek bir lig maçı için olsun, gerek Metallica konseri için olsun Ali Sami Yen stadının içine dışına nufüz etmiş, yeri gelmiş çimine dokunmuş, yeri gelmiş koltuğunu kırmış ben, hayatımda Fenerbahçemin mabedi Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’na gitmemiştim. Geçen pazar gününe kadar!

Sonunda, 16 Ağustos 2009 tarihinde, Türkiye’den terk-i mekan eylememe 10 gün kala bu utanç tablosunu bir Sivasspor maçıyla parçaladım. İçimde ukte kalacak bir olayı yaşamış olmanın müthiş zevkini tecrübe ettim. İnsanın kendine bir faydası olmayan, hatta alenen kendisini kullanan organizasyonlara körü körüne bağlılığı kadar garip bir olay yok. Fenerbahçe yöneticileri beni tanımaz, futbolcuları tanımaz, klüp beni resmen tanımaz, ama ben onları tanırım, severim, gerekirse korurum. “Alex graldır laan dayt” şeklinde kaç kişiyle takıştım saymadım. Garip birşey fanatizm.

Stat MUHTEŞEEMMM! İzmir Atatürk Stadı denen ucubeliğe defalarca gitmiş biri olarak diyebilirim ki, o statsa bu Playboy Mansion. Accaip kapasiteli, büyük bir stat olmasına rağmen resmen kutu gibi inşa edilmiş, her tarafı sahaya yakın, her yerinden saha televizyon güzelliğinde izleniyor. Koltuklar, çevredeki malzemeler, hoperlörlere kadar herşey acaip kaliteli. Migros tribününe gittiğim halde koltuk kalitesinden memnun kaldım. Tribünle sahayı ayıran tel örgü olmaması da çok güzel bir olay, kendini kafesteki hayvan gibi hissetmiyorsun, ayrıca görüntü kaliten artıyor. Sahaya arada Rambo falan dalıyor bir de, açıkçası bu benim yeşil sahalarda görmek istediğim hareketlerden.

Takıma inceden değineceğim. Takım inanılmaz oynadı. Alex 5. dakikada sakatlanmasa, acaip renkli skorlu bir maç olabilirdi. Hakem desteğine rağmen, aptal aptal transferleriyle, özellikle Bilica yerine Yasin’i koyabilen zihniyetiyle Sivasspor bu sene kümeye oynar. Beter olsunlar açıkçası. Anadolu’dan büyük çıkması hayalimdir, ama kayrılarak, futbolu katlederek büyük olmaya çalışanlar oturup bir daha düşünmeliler. Takım korkunç accaip deli oynadı bi de onu bir daha ekliyim. Ayrıca tribünlere Roberto Carlos’u, Alex De Souza’yı, Güiza’yı falan çağırmak korkunç tatmin edici bir olay. Arada Deniz Selçuk falan da geldi, ama ben çağırmadım, hatta bi böyle “nooluyoz” tarzı baktım suratlarına, alkışladılar beni, bir de kolumu sokayım tarzı nahoş hareketler yaptılar 3 defa, insanlar da sinirlendi ki bağırdı onlara.

Tribün zayıflamış diyorlar, birşey diyemiyorum ona. Elimizden geldiğince bağırdık ama, saçma sapan bir Sivasspor maçında da ne kadar tribün kenetlenir bilemem. Her maça CL çeyrek finali heyecanıyla katılınmıyor, zira Arjantin’de değiliz. Ben tribünü beğendim, tepkiler yerinde, emeğe alkış, karşı takıma yuhalama var. Tam kıvamında da az az küfür var, mesela 1-0 olduktan sonra “Şampiyon Fener En Büyük Fener” çektiler 2 kere, çok yerindeydi.

Gollerin hepsi, benim 20 metre kadar arkasında olduğum kaleye atıldı ayrıca. İnanılmaz şanslı olduğumu düşünüyorum, 3 gol izledim burnumun dibinde. Korner golü komikti. Dos Santos ise delirtici güzellikte bir gol attı. O kadar iyi koştu ki, dedim bana geliyor bu adam tutun şunu artık! Yaldır yaldır gelip, Güiza’yı da kenara itip golünü atması ALLAH çok iyiydi beah !!! Vay anasını ya! Adam hatırladı “olmm ben Brezilya milli takımındayım yaw, bi iki bişe yapıyım maç bitiyo” dedi heralde.

Değinmek istediğim son nokta ise Roberto Carlos’un bacak kasları. Arkadaş, bi insanı bacak kasından tanıyorsan bir anormallik vardır. Adamın bacakları resmen Selçuk’un beli kadar. Resmen Roberto Carlos’un genini tavuklarla karıştırsan, öyle şaşaalı butlar olur ki yemeye doyamazsın. Ama fena teper heralde, bir de pahalı olur, bir de kart olabilir, zira yaş faktörü var. Ama Roberto Carlos ya! Of inanılmaz bir olay, az ilerinde, senin delirdiğin takımın renkleri içinde Roberto Carlos var! Ötesi de yok YOK YOK!

Gelelim videolara. Fenerium deli gibi doluydu, sanırım TrabzonStore’un bir senelik satışını yakalamıştır. Şuradan baya kötü bir videodan izleyebilirsiniz. Ne Mutlu Seni Sevene diye bağırarak yaptığımız maça giriş de şahaneydi aslında. Kıraç’ın söylediği gaz 100. yıl şarkısını da buradan görebilirsiniz. Tüm tribün olarak anıra anıra kadroyu saymamıza şahir olmak için lütfen tıklayınız. Bir Fener klasiği olan, en keyif aldığım tezahürat sarı lacivert şampiyon Fener geliyor şimdi de.

Şahane ya… İnşallah ileride abimle yanyana kombinelerimiz, Kocagöz 1 ve Kocagöz 2 formalarımızla o statta olacağız. O zamana dek benim sadık yarim Lig Tv’dir.


Leave a Reply

Filled Under: Mekan, Spor