Yemek pişirmeyi de yemeyi de seven biri olduğum, beni azıcık tanıyan kimseyi şaşırtmayacaktır heralde. Evde yaptığım enteresan yemekleri ise özellikle seviyorum, çünkü hem kendi ağız tadıma göre ayarlayabiliyorum, hem de birilerinin kirasını ödemek yerine kendi evimde inanılmaz iyi ve bol malzemeli fantastik şeyler üretebiliyorum. Sevdiğim biri veya birileriyle bu coşkuyu paylaşmak da cabası.
Geçenlerde Melke ile ne yesek ne içsek derken birkaç lafımı birleştirip bana paella ısmarlamıştı. O an, tam da istediğim şeyi bana sürpriz olarak bulduğu için keyiften delirmiştim birazcık. Ancak ülkemizde paella, gereksiz yere pahalı olan birşey olduğundan, ben bunun daha iyisini yaparım aga diye yola çıktım.
Paella’nın hikayesi enteresan. Nasıl bizde Aşure vardır, hikaye olarak da Nuh’un gemisinde son günlerde yemek kalmayınca kalan bilimum hububatın, kuru meyvenin karışımından bir yemek yapıldığı anlatılır ya, Paella da İspanyol soylu evlerinin aşuresi gibi bir hikayesi var. Üst katlardaki büyük salonlarda şatafatlı partiler verilirken, bu partilerden artan yemekler aşağıda hizmetçiler tarafından bir kazanda kaynatılır ve yenirmiş. Artık yukarıda Allah ne verdiyse giriştiklerinden, bu koca kazanlarda et, tavuk, balık, deniz ürünleri, çıldır babam çıldır şeklinde yanyana pişerlermiş. Aslında yemekteki hayvan zenginliğine bakarsak, Nuh ben olsam, son günlerde böyle birşeyler yerdim, artık hangi hayvan butlu yağlı gözükürse gözüme alırdım budundan azıcık.
İlk durağımız Macro market. Eğer abidik gubidik birşey yapacaksanız, adresiniz burası olmalı. Adamlarda herşeyin her çeşidi var: soslar, pirinçler, şarküteri ürünleri, alayı burada. Aldıklarımız, biraz dana but jambon, bir adet çipura, oldukça iri 5 adet karides ve istiridye oldu. Aslında midye istiyordum ama, olmadığı için istiridye kullanabilirim diye düşündüm. Kullandım mı, hayır. Ama düşündüm.
Alışveriş kolay kısım aslında. Git, ettir, buttur al geç, plastik bi kart ver, 5 tuşa bas ve yemekler senin olsun. Pişirmek bi tık daha sıkıntılı, zira ben ömrümde pilav yapmamış biri olarak, enteresan bir pilav yapmaya çalışıyordum. Bundan sonra Emine Beder stayla devam ediyorum:


Önce zeytinyağını orta ateşte ısıtırken, içine ince doğranmış sarımsakları atıyoruz. Sarımsaklar yanmadı, ama bütün mutfak kebapçı gibi koktu diyene kadar devam ediyoruz çevirmeye. Sonra, kuşbaşı doğranmış tavuk göğsünü atıyoruz tavaya. Tavukları 1 2 dakika çevirsek yeter, amacımız tava sıcakken tavuğu bi sırlamavari çevirip, sonra pişme süresinde kurumamasını sağlamak. Sonrasında da domatesimizi ekliyoruz üzerine. Hem kavurma tavuk sahibi olmaktan kurtarıyor bizi, hem de güzel bir su bırakıyor. Domatesle beraber güzel doğranmış taze kırmızı biberimizi de atıyoruz.



Bu sırada diğer malzemeleri hazırlıyoruz. Küp doğramayı seven bir yapım var, herşeyi küp doğrarım diyor, alayına küp küp gidiyorum. Karidesleri de, kafaları kalacak şekilde ayıklıyorum, zira kafasız jumbo beni hüzne boğar. Ancak ne jambonun, ne balığın, ne de karidesin çok pişmeye ihtiyacı olduğundan, kendilerini bekletiyoruz kenarda, genç Semih gibi, her daim lazım, her daim hazır.



Önce domatesli tavuğun üzerine risotto pirincini koyuyoruz. Neden risotto pirinci derseniz, Melke hanım öyle istedikleri için öyle oldu, bi de pişiriliş tarzına uyabilir diye benim de aklıma yattı açıkçası. Sonra, sıcak tavuk suyunu üzerini kaplayacak kadar ekliyoruz. Tam bu sırada, köri, kırmızı ve kara biber, ve yakışacağını düşündüğünüz herhangi bir baharatı ekleyebilirsiniz. Resimdekinden biraz daha fazla tavuk suyu koyup, içine de biraz lime, veya limon eklerseniz şahane olur, ben atladım bu 2 detayı. Pirinçler suyu biraz çekince, eti butu, bulduğunuzu atın içine, karidesler hariç. Eğer istiridye gibi tırt birşey almasaydım da midye bulsaydım, onu da tam bu anda atıverirdim bu güzel karışıma ama heyhaat.. Şerefsiz istiridyelerde tarihi eser gibi pis bir kabuk olduğundan, güzelim pilavı çıtır çıtır yapar diye atmadım. Naptım, gittim çöpe attım sonunda, zira 3 gün durdular dolapta, sonra da ben İzmir yolları taştan yaptığımdan, gelince dolabı istiridye kaplı bulmamak için defettim kendilerini.


En son, artık pilavımız suyunu çekti çekecek derken, karides kardeşleri de bu mutluluk şölenine dahil ediyoruz. Bir süre sonra zaten ocağı kapatın bence, hem pirinçler iyice suyunu çeksin, hem de karidesler ateşle değil de pirinçlerin ısısıyla pişsin. Ve afiyetle yiyin. Yanında atraksiyon olsun diye Sangria falan da yapılabilir, ancak biz gayet kırmızı şarapla götürdük bunu. Tabi götüremedik, zira heyhüla gibi bir miktardı. Bu günden sonraki 3 gün boyunca paella yedim, ve ne yalan söyliyim, şahaneydi.
Tavsiyeler:
1- Balığı benden daha bol koyun. Lezzetli oluyor hakikaten.
2- Midye alın. İstiridyenin adı güzel ama kendisi işlevsiz. Çiğ yemek lazım o meredi, ondan da ben tiskiniyorum.
3- Biraz lime veya limonu kesin atın. Atraksiyonlu, mesela biberiye gibi baharatlarla da deneme yapabilirsiniz.
Afiyet olsun canlar =)