02 Temmuz 2010

Tembel Hayvan Yiit K.

Farketmemiş olabilirsiniz, son zamanlarda birşey yazamıyorum. Sebebi boş vaktimin olmaması demek isterdim, evet meşgulüm de lan aslında, ama olay o değil. Yine bir Haziran – Temmuz arası boş beleş İzmir’de olma sendromu yaşıyorum sanırım. Hani derler, hatta ben bile derim, boş vakit yok aaabi yazamıyorum blog falan diye. Alakası yok, insan bi iş güç, sabah erken kalkma falan gibi meşgaleye sahip olmadan hiçbirşey yapamıyor. Resmen düzensizlik ve serkeşlik hakim.

Bi de dizüstünden masaüstüne geçince, her resim, fikir, alışılmışlık uzakta kalıyor. Yani mesela hala Avrupa Roood Tripi anlatıcam, ama resimleri buna aktarmak ölüm. Dizüstünü de internete bağlamak ölüm, zira kablosuz internetten haz almadığımdan eve sokmadım henüz.

Hale yola koyarım yakındır. Bi de çevrenizde tez yazan varsa bana tez haber verin, kendisi beni mutlu etsin, ben de onu (erotik finiş).

13 Haziran 2010

Site Yönetimi

Bu güncenin sağ altında, sizin ve sizin gibi diğer fani insanların Kayıt Ol veya Üye Girişi tarzı gördüğünüz yerde, ben ve MeGü falan Site Yönetimi diye bir tıklangaç görüyoruz. Her girişimde, Site Yönetimi lafı yüzünden aklıma Çeşme’deki eski evimiz, o sitenin yönetimi, bıyıklı bıyıklı yaşlı insanlar, 12 ay Çeşme’de kalan münzevi, müptezel, 96 tane kedi besleyen kadınlar falan geliyor.

Kıkırdıyorum gördükçe tamam, ama gel gör ki Site Yönetimi nedir ya. İhtiyar Heyeti falan koy adını tam olsun be vördpres.

11 Haziran 2010

İzmir Günleri

MBA bitti bitecek, geride tez yazmak kaldı. Hep “tez elden tez yazmak” “ehueuhe tez vercekmişsin harhar” tarzı yersiz espirilerime maruz kalan bu güzide yüksek eğitim fenomeni artık beni de ellerinde oynatacak. Hayatımda kendimi en uzak hissettiğim, hayatta yazmam abi dediğim tez, artık ellerimde ve 2 aylık bir süreç sonunda da hocanın ellerinde olacak… Tümüyle tatsız.

Anlatacak şeyler birikti, legen- wait for it – wait for it – dary bir road trip sonrası ulaşılan ülkem, başımdan geçen şeyler, Bulgar milletinin nasıl tiynetsiz, nasıl götü başı oynayan bir topluluk olduğu falan, bunları sizlerle paylaşmam gerek.

All in good time diyerek, bu Türkçe’ye hakaret dolu yazıya son koyayım. Şimdilik gözlerinizden öperim. Yazmayınca site hitimin yazdığımkinden 2 3 kat fazla olması da beni düşündürmüyor değil… lan yoksa… neyse…

29 Mayıs 2010

Ramiz Dayı Gözümde Bitmiştir

İnsan beyni ne güzel şartlanıyor yahu. Pavlov ve köpeklerine çemkirip duruyoruz da, insan kendisi de şahane alışıyor. Misal, Ezel dizisinden tanıdığımız Ramiz Dayı’nın sesini duydum televizyonda. Ancak Ezel dizisiyle alakalı biryerde değil. Ntv’nin yan kanallarından birinde, BBC’nin Life belgeseli serisinde, belgeseli anlatan kişi kim olsa beğenirsiniz: lan kim olcak Ramizi seslendiren Tuncel Kurtiz işte. Bu sohbet üzerine Tansu Çiller olacak değil ya. O “Yeen bah şindi, dünyada bir vakit bir kral yaşarmış” diye ahkam kesen mistır bıyık, bana resiflerdeki palyalço balıklarını anlatıyor. Bir ara resmen “Bak balık, bigün bi çupra Tanrı’ya seslenmiş..” diye başlar diye bekledim.

Bir yere bağlamam gerekirse, 3 güne 2 kağıt yazmam gerek, ona bağlayalım. Hocalar belden bağladı peşimden koşuyor, ne eğitimmiş arkadaş, yaşıtlarım holding sahibi oldu (mergüven sözüm sana), ben hala öğrenci. Daayt!

Filled Under: Serbest Dalış

12 Mayıs 2010

Tavuk Oldum

2 gündür, artık bahar yorgunluğu mu (evet burayı bahar teğet geçti), yoksa tamamen kişisel gebeşlik mi bilmiyorum, resmen saat 8 9 arası yatar oldum. Birden gözlerim kapanıyor ve kendimi yatakta buluyorum arkadaş. Hayır, evde benden başkası yok, acaba kendi içkime ilaç mı katıyorum gibi psikopat bi tat yakalamaya çalışıcam, içki de yok, tavuk kanadı ve su var hayatımda 2 gündür.

Çok enteresan durum aslında, 10 12 saat arası uyumak =) Hakkaten gülümsüyorum şu an, gün boyu enerjizer davşanı gibi oluyor insan. Ama resmen günün bereketi kalmadı. Kış uykusunu taksit taksit ödeyen ayı oldum, tadım kaçtı bir yerde. Bir de gece uyanma rutini var, insan uyurum diye yatmıyor o saatte, “az bi gözlerimi dinlendirem hele” tadında gidip yığılıyor yatağa. Ee, gece kalkıp bilgisayar kapamak, eşşek gibi su içmek gibi yükümlülükler oluyor tabi. Her gece, 1 – 2 arasında kalkıp mail facebook bakıp, su içen, az youtube izleyen, sonra yine yatan bi profil oldum. Pro-fil hatta, filden yana, fil destekçisi.

Neyse az bi gözlerimi dinlendireyim ben bari. Kestireyim. Uyuyayım. Hibernation!

10 Mayıs 2010

Şans Ve Şanssızlık

Komik birşey, sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Artık biyolojik saatim tam bir çiftçi, tam bir tavuk olduğundan dolayı, haftasonu da olsa, tatil bayram da olsa sabat 9′da uyanıyorum. Şikayetçi değilim, sonuçta dinlenmiş kalkıyorum, günün bereketi oluyor vesaireğ vesaireğğ.

Bugün de sabah 9′da, 8 gündür açmayan güneş gözüme gire gire uyandırdı beni. Neyse dedim kalktım. Hakkaten bereket oldu bir süre, evi topladım, çöpü çıkardım, yarım saat temiz havada sabah yürüyüşü bile yaptım nasıl bir gafletse. Geri geldim, ve öğle yemeği sonrası uyku bastırdı. Yapacak bir işim de yok, tatlı tatlı yattım. Ancak gözüme de tatlı tatlı güneş girmeye devam etti. Uyuyamadım, döndüm durdum gebeş gebeş. Eah dedim, pes ettim, kalkmaya yöneldim bir saat sonra. Telefonla oyun bakarak falan kalktım, su içtim, ve 5 dakika içinde hava eşşek gibi kapadı, 15 dakika içinde de yağmur başladı. Resmen beni uyandırdı, orraaytt dedi, tatmin oldu ve kapandı güneş.

İşin abzürdlüğünü farkedince kıkırdadım. Ne yalan söyleyeyim, böyle “dizi tadında yaşamak” diye bir konseptim var, arkada Seinfeld müziği çalacak anlar başıma sık geliyor benim. Ve şikayetçi de değilim, hayat ufak ve gülümseten şanssızlıklarla dolu, ve kaçınılmaz olduğuna göre zevk almak en akıllıcası.

09 Mayıs 2010

Her Filmde Ağlıyorum Arkadaş!

Evet, benim böyle salak bir olayım var. Ben, ne izlersem izleyeyim, Robocop da olsa, Asmalı Konak final filmi de olsa, ebleh ceylan Bambi’nin ormanlardaki renkli maceraları da olsa bir bahane bulup ağlıyorum arkadaş. Hayır, çok romantik, duygusal, içindeki kadınla barışık Paris efeminesi de değilim ki, anlam veremiyorum kendime.

Hani bahane bulup ağlıyorum dedim ya, eğer gerçekten ağlanacak birşey varsa kahroluyorum, canımdan can, etimden et gidiyor televizyon karşısında. Misal, Babam ve Oğlum’u izlerken ağlamayan varsa bence hayvandan hallicedir. Ama ben, filmin karşısında krizlere girdim. Hala hatırlarım, bayan insanlarla gitmiştik, hani ilk 3 dakika falan dayandım ama, sonra çok vakur şekilde 90 dakika ağladım. Yani insanların hayatı zor, acılı falan, ben gerçekten şanslı hergelenin tekiyim, ama gözyaşlarımızı bitti sanmamak lazımmış yani.

Az çok takip ediyorsanız, amnezya da hamdolsun sizi teğet geçtiyse, benim bu aralar filmlere sardığımı hatırlayacaksınız. Ancak şöyle ki, günde 2 film götürdüğüm oluyor, hepsini buraya yazsam o TRT 2′deki sakallı amca gibi hissedicem artık kendimi. Yine de, şu aralar yaptığım şeyler ya sizi inanılmaz alakadar etmeyecek şeyler, ya da film olduğundan film yazıyorum. Düşünün, bunlar bu aralar hayatımın ilgi çekici kısmı yani. Aboo Yiit K., sen ne hallere düştün. Dur bi film izliyim de az ağlıyım, rahat uyuyım ben.

Filled Under: Film

04 Mayıs 2010

Yeni Tema Yeni Şans

Bu da mı gol değil hakim bey? Gene mi beceremedim?

Filled Under: Serbest Dalış

03 Mayıs 2010

Film Olayına Sardım Arkadaş!

Bloga yazmak bahane, film izlemek şahane arkadaş! Rapidshare, 10 mbit, iricene TV ve 4 gündür devam eden sağanak yağışla birleşince, ben boş vakitlerimin tamamını film izleyerek geçirmeye başladım. Film izlerken barfiks demiriyle de birkaç bin (evet, no abartı) tekrar yaparak yediğim 3 kilo peynirin cüzzi bir miktarını yakmaya da çalışıyorum. Bi de uzun zamandır aklımda olan, ama izleyemediğim, ya da izleyip de tekrar izlemek istediğim filmleri tıkıı tıkıı izliyorum, çerez niyetine izliyorum.

Arkadaş, Ice Age serisi fala tekrardan izliyorum hatta komple. Ahanda şimdi de arkadaşlar geldi, Constantine izlenecek. Anlatırım zaten harhar.

Filled Under: Film

03 Mayıs 2010

Futurama: Into the Wild Green Yonder

Futurama, Simpsons serisini yaratan abimiz Matt Groening’in yan projesi denebilecek bir yapıt. Gelecekte geçmesi, Simpsons’dan tanıdık çizgileri, acaip güzel espiri anlayışıyla gönlümde ayrı yeri olan bu çizgi seri, 5. sezonunun sonunda yayından kaldırılıyor. Buna tepki olarak da Matt Abimiz, 6 ayda bir uzun metraj film yapıp direk DVD olarak piyasaya sürmeye başladı. Dizinin hayran kitlesi o kaddar hayran vaziyette ki, bu DVDler kapış kapış gitti, ve Futurama, kaldırıldığı günden seneler sonra hala “yayında”.

Bu filmin özelliği ise, yine Matt Abinin laflarına inanacak olursak, Futurama’nın son yapıtı olacakmış. O sebepten izlerken insan biraz üzülüyor, biraz böyle içi buruluyor gibi oluyor. Filmin konusu aslında önemsiz, hayat yayan Chi gücünün olduğu galaksiyi yıkıp yerine devasa bir “mini golf” pisti kuracak zengin Wong Ailesi’ni, ve onları engellemeye çalışan baş karakter Fry, yardımcı rollerdeki Leela ve Bender ve birsürü diğer sevilen karakterin espirili macerasını izliyorsunuz.

Misal, filmden bir alıntı anlatmaya çalışayım. Ana karakter Fry, bir kaza geçiriyor ve düşünce okuyabilmeye başlıyor. Hemen bu gücünü kötüye kullanmak için kızlar soyunma odasına dalıyor. “Kızlar ben geldim” hesabı bir laf diyip bir araba dayak yiyor. Zar zor odadan kaçıyor. Ettiği laf “Yeah, that was invisibility”.

Şahsi düşüncem, Matt Beygillerin bu projeyi bu filmle bitirmeyeceği. Genelde, Simpsons ve Futurama aynı sürede hazırlanırken, Simpsons’da her zaman bir kalite kayması yaşandı. Futurama’nın iptalinden sonra bile inatla devam etmesi, adamın seriye, karakterlere ve bu fikre ne kadar yakın olduğunu gösteriyor. Ki biraz Google sorgusunun ardından bir kanal ile bilmemkaç bölüm anlaştığını okudum, açıkçası hoşuma gitti. Eğer Simpsons çizgisini ve espiri anlayışını seviyorsanız, kesinlikle edinin ve izleyin, önce çizgi serisini, sonra da uzun mertaj olanları. Pişman kalmazsınız, Yiit K.’dan söylemesi.

Filled Under: Film