Sınıftan Alman bir arkadaşın kız arkadaşı Türk firmasında çalışıyormuş. Kendisine birsürü hediye geliyormuş Türkiye’den. Bunların da büyük kısmı, biz sevdiğimizden başkalarına da sık sık götürdüğümüz pastırma ve sucukmuş. Tabi Avrupa’lı insan, bu kadar baharatlı, ve sonra insanı koku bulutuna çeviren şeylerden kilo kilo yemeyi sevmiyor. Neyse, bu arkadaş bana dedi ki sana bir hediyem var. Ve hört çıkardı, 2 kilo pastırma 2 kilo sucuk verdi, hem de Şahin. Ağlayarak boynuna sarıldım, sen en has arkadaşmışsın, kıymetini bilememişim, yenge e en asil duygunun insanıymış dedim. 2 gündür de ağlaya ağlaya sucuk pastırma yiyorum.
Şimdi şöyle birşey var. Bunlar leziz şeyler, hele beleş olunca insan harabına yiyor. Yani şinitzel yapıp üzerine pastırma koyuyorum falan. İyi hoş. Ama birkaç gün sonra insan kendisi pastırma haline geliyor farketmeden. Hatta spora falan gidince insan kendi bile farkediyor. Resmen çevrendeki aletteki insanların suratına bakamıyorsun, kardiyo yaptıkça ağza gelen gazı dışarı salmamak ise bir çaba, zira sarımsak baskın bir ortam var orada biliyorsun. O sırada biri gelip “Pis Türk çık dışarı” dese, aslında ırkçılık falan yapmıyor olacak, sadece gözlemde bulunmuş, benim Türk olduğumu anlamış ve pisliğimden dem vurmuş olacak. Ağzına vururum o ayrı, pis ama yaman Türk olurum, sınırdışına kadar gider, ayaklarını denk alsınlar!
O değil de okul çok yoğun beah… Ara ara fırsat buldukça, bastırma yedik succuk lüplettikçe sizleri anacağım canlarım.
Nisan 20th, 2010 at 21:39
yediğin içtiğin senin olsun bize gördüklerini anlat.