Bazı şeyler var ki, resmen enerjimi çalıyor arkadaş. Mesela hani bariz büyük şeyler vardır, araba kazası, TV bozulması, bunlar tatsız şeylerdir. Bunlara can sıkılır, normaldir. Ama ufak olup deli can sıkan şeyler var. Mesela işeyeceksin, klozet kapağını kaldırıyorsun (erkeksen, ve ayı evladı değilsen, ya da dürüst olalım, evde bir bağyan varsa diyelim) ancak kapak orda durur gibi yapıp düşüyor. Sen tam çişi salmanın rahatlığında, ilk damlanın beklentisinde “lalala noluuyoo” şeklinde kendini kasıp o tuvalet kapağını tekrar kaldırmak zorunda kalırsın. O belki de bir saniye sürmeyen süreçte işte ruhum sönüyor ya. Eeehh diyorum içten dıştan.
Benzer şeyler çok. Mesela arabaya inersin, indiğinde güneş gözlüğünü almadığını farkedersin. Eh dersin, kafamı yiyim. Yukarı çıkarsın, kapıyı açarsın, tam anahtarı son kez döndürürken gözlüğün kafanda olduğunu hissedersin. RÖÖAAHHH dersin, kitler aşağı inersin. Ben şahsen çok sinirlenirim. Eğer özellikle şanslı bir günümdeysem, mesela arabaya tekrar bindiğimde ipodu veya cüzdanı falan evde unuttuğumu hatırlarım ki, o sırada otoparka bakan kimi komşular benim hafiften yeşerdiğimi ve YİİT MAAAADDD diye bağırdığımı iddia ediyorlar. Bence haklılar da.
Bağlaması zor bunu şimdi. Bağlama çalgı aynı zamanda. Çoğu insan saz ile karıştırır. Sazla samanı karıştırmamak lazım. Yarın İngiltere vizesi almaya çalışacağım, ki bu blogun önümüzdeki 10 günlük yazılarını etkileyecek. Alırsam size Londra’dan bahsedeceğim, alamazsam kraliçenin aslında nasıl yollu bir karı olduğundan dem vuracağım. Zaman gösterecek!
Şubat 25th, 2010 at 22:36
Kendine çeki düzen ver biraz… Frank yetmedi biraz da Pound mu yicen…. Bas bas paraları elizabete…
Şubat 26th, 2010 at 11:49
vallah kraliçesine kadar gider gardaaaaşşş!!!!